30 Kasım 2016 Çarşamba

21 Yaşın Getirdikleri

21 Yaşın Getirdikleri

yaşamın içinden, mavi, deneme, dertleşme


       Selam Mavi Kelebekler. Öyle böyle derken, koca 21 yılı geride bırakmışım. Hayatımın en güzel çağlarını yaşıyorum şuan. Dün gece oturup düşündüm biraz, bu gidiş nereye? Ben neden böyle bir hayat yaşıyorum. Daha iyisini kazanmak elimde mi acaba diye. Belkide hayatımı biraz renkli hale getirmeye başlamalıyım. Önce olanı kabul etmekle başlamam gerekiyor. O halde hayatımı kabullenişimi okumaya ne dersiniz?


Kendi İç Dünyamda;

      Bazen aşırı tepkiler verdiğim ve çocukça davrandığım gerçeğine alışmalıyım sanırım. Evet içimde 5 yaşında bir çocuk var. Onun oyuncakları halen elinde ve o büyümeye zorlanmadı. Keşke beni de zorlamasalardı.Bazen diyorum ki ' Yahu delicim, etrafına bir bak 21 yaşındasın ama yolunda giden tek bir şey yok, artık bir şeyler  yapmalısın' harekete geçirici gibi görünse dahi kısa süre sonra bu eylemden vazgeçiyorum ve aynı monotonlukta hayatıma devam ediyorum.

karikatür, evde kalmak, deneme


Sosyal Hayatta Ve Sosyal Ağlarda;

       Aslında çok erken dahi gözükse, bizim oralarda benim yaşımda bekar bir iki kişi kaldı. E haliyle bir evde kalmışlık hissi olsun, bir mutsuzluk olsun tüm hayatımı kaplamış durumda. Sonra biraz sosyal hesaplarımda gezeyim diyorum, yine hüsran. Bir nişan davetiyesi resmi, birinin üzerinde gelinlik hop nikah masası, biri kucağına 2. çocuğunu almış. Abi bu ne yaaa!!!

deneme, komedi, mizah, karikatür


Arkadaş Çevremde;

       Biraz gezeyim içim açılsın diyorum, orada da aynı konular. 'Aaaa şu evlendi haberin var mı? Şu biriyle kaçmış, bir başkası senelerdir sevdiği adamla evlenmiş' Yeter yaaa, napayım, olan olmuş Allah mesut etsin kardeşim. Biri de dönüp demez mi ? 'Hani sen çok seviyordun onu(adı lazım değil, baş harfi gece). Yanına gideceğim diyordun ne oldu? Sanane kardeşim ayrıldık, bitti, yürümedi, illa açıklama mı yapayım? İlan mı vereyim gazetelere. Birde samimiyetsiz bir gülüşle, 'zaten siz olmazdınız, biliyordum ayrılacağınızı öyle ilişki mi olur? diyor bayan ukala. Sanane acaba, evde kalan tek kız kalmak istemiyor sanırım. (bunu yazarken azıcık güldüm, kız kurusu ne olacak)

karikatür, deneme, mizah


Bloger İçinde;

       Bu apayrı bir konu zaten. Yazıyorum, çiziyorum. Harap ve bitap düşmüş bir aşk kadını gibi algılanıyorum. Kırılıyorum ve kırıldığımı sizinle paylaşmayı seviyorum. Bunda ne kötülük var. Geçen gün bir arkadaş, bloger iletişim formu aracılığıyla bir mesaj gönderiyor. Mesaj aynen şu şekilde ' Bak Sema, maviye değer verdiğin  kadar sevdiğin adama değer verseydin, şimdiye evlenmiştin. Bundan sonra daha dikkatli olursun, şu yazma işlerini de bırak, ev kadınlığını öğrenmeye bak' Yazan arkadaş bir bey. Aslında tanıdığım bir blog yazarı maalesef. Yahu abicim ben hem yazıp, hem de işlerimi yoluna sokamaz mıyım? Ben 16 yaşımdan beri çalışıyorum sen merak etme. Bir kadının kendini ifade etmesine neden taktın ki bu kadar. Ya sabır!!! Sanki evlilik güzel bir şey. (fakir temennisi)

deneme, karikatür, mizah


Son Noktayı Ben Koyayım;

       Evet kısaca 21 yaş bana genelde evde kalmışlığı hatırlatıyor. Bu aralar bir sürü mesaj alıyorum. Bloger bana bunu unutup iç dünyamı kucaklamam için bir fırsat. Neler olucak bilemiyorum tabiki. Belki mükemmeli yakalayamam ama hayatımı ben yaşıyorum. Biraz hızlı harcıyorum haklılar. Ama tükenende benim yaşamım. Sizleri seviyorum Mavi Kelebekler. Her şey çok güzel olacak, inanıyorum, belki bugün değil ama mutlaka bir gün demiş biri. Saygılar, sevgiler sunuyorum...

28 Kasım 2016 Pazartesi

Filmliyorum- Dağ 2 /Alper ÇAĞLAR

Filmliyorum- Dağ 2 /Alper ÇAĞLAR

film, türkiye, türk askeri

       
      Merhaba mavi kelebekler. Dün gece arkadaşlarla Dağ 2 filmini izlemeye gittik. Oldukça etkilendiğimi söylemem gerekiyor. Bugün bir inceleme yazısı yazmaya karar verdim.  Hadi filmi daha yakından inceleyelim.

 Film Adı; Dağ 2
 Yapım Yılı; 2016
 Yönetmen; Alper Çağlar
 Oyuncular; Murat Serezli, Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar,Ahu Türkpençe
 İMDb;10 /10
 Mavice; 10 /10

Film Hakkında Genel Görüş; Aşırı Spoiler İçerir

      Film Alper ÇAĞLAR'ın yönetmenliğini üstlendiği aksiyon, dram ve gerilim türündedir. İlk filmin devamı niteliğinde çekilmiştir. Özel Kuvvetler Komutanlığı bir tim oluşturmaya karar verir ve eğitim alacak kişileri türlü testlere tabi tutarak seçerler. Bekir ve Oğuz ilk filmden aşina olduğumuz bu karakterler de bu time katılmak isterler. Fakat Bekir'in ayağındaki sıkıntı nedeniyle aksaması ve Oğuz'un omzundaki sıkıntı nedeniyle kabul edilmezler. 

      Umutların kırıldığı o anda Yarbay Veysel GÖKMUSA gelir ve ikiliyi tim eğitimleri ve elemelerine katılmak için kabul eder. Ağır eğitimlerden geçerler ve bu süreç boyunca Bekir ayağından fizik tedavi görür. 6 koca yılın ve zorlu eğitimlerin sonunda ''Fırtına Getiren'' timi adıyla bir göreve çıkarlar.

      Işid'in esiri gazeteci Ceyda BALABAN'ı kurtarmak için Irak'a giderler. Tam infaz edilecekken kurtarılır. Genç kadın Türk Askeri karşıtı yazılar yazan ve askeri hep eleştiren bir yapıya sahiptir. Ona rağmen hep anlayış ile karşılanmış ve ona cephe alınmamıştır. 

      Dağda yollarına devam ederlerken yolda Işid'in birkaç Irak Türkünü esir aldıklarını görürler ve görev dışı olsa da kurtarırlar. İki kızı yanlarına alıp yakınlarda bir köyde mola verirler. Bir sohbet esnasında gelen telsiz anonsuyla Işid'in köyü yağmalayacağını öğrenirler. Başta elinden birşey gelmeyeceği düşüncesi ile müdahale etmek istemezler. Ama duygularına yenik düşer Yarbay Veysel GÖKMUSA...

      Sahabın ilk ışıkları ile onları götürmeye gelen araçla köydeki çocukları ve gazeteci Ceyda'yı Türkiye'ye yollar. Kalanlar köye döner ve Işid varmadan köyü olacaklara hazırlarlar. Son Kale dedikleri bir binaya tüm sivilleri yerleştirir ve çatıya Türk Bayrağı asarlar. Burayı vatan toprağı bilir ve öyle davranırlar. 

      Işid köye girer ve nefesleri kesen bir sahne yaşanır. Çatışma sonunda köy kurtarılır ama Veysel komutan kaybedilir. Film boyunca en etkilendiğim sahnelerden biridir bu sahne. Tüm filmi anlattım mı ne? Sanırım evet. 

      Eşref Çullu, Baybars Yücel, Bekir Özbey, Oğuz Çağlar, Mustafa Şahin, Veysel Gökmusa ve daha birçok karakter akılda kalan hayatları ile mükemmel bir filmi ortaya çıkarmışlardır. Ben izlerken oldukça etkilendim. İMDb ilk kez bir filme hakkettiği değeri verdi diyebilirim. 10 puan aldığı görünüyor. Çok sevindin ve hakketti diyebilirim. Ve onlar isimsiz kahramanlar...Bir ölüm, bin diriliş...





      Eksiklerim illaki olmuştur. Yazmaktan asla çekinmeyin mavi kelebekler. Bu filmi bir kadın gözüyle anlattım. Şu kısmı da anlatsaydın keşke dediğiniz noktalar varsa paylaşın. Çok teşekkür ederim. Saygılar sunuyorum...

26 Kasım 2016 Cumartesi

Doktor ve Deli Kadın

Doktor ve Deli Kadın

deneme, doktor ve deli, iç yaşantı

Şissst sessiz ol doktor. Bu ara çok sık görüşmeye başladık farkettim bende. Yüzüm mü? Sorma doktor başıma çok şey geldi. Kırıldım doktor. Yüzüm de paramparça oldu. Bu maskeyi ondan takıyorum. Beğendin mi? Karga konseptli.

Neredeyiz biliyor musun? Biz lanetli bir ormanın orta yerindeyiz doktor. Herkes ne kadar da karanlık değil mi? Yooo hayır doktor gece bir tane. Karanlık çok. 

Yine kameranı açmışsın doktor. Tabi ben senin deney farenim unutmuşum. Bu defa kahveni de getirmişsin. Ne o sana çay vermiyorum diye mi bu tavır. Ne anlarsın sen çay içmekten doktor. Bu çayı gece için demledim. Bak ondan bile koyu halde şuan. 

 Suya dokunmanı istiyorum doktor. Sanki elin dalar gibi değil mi? Hadi ama doktor, gözlerin değil, elin uzaklara dalıp gitsin. Yahu sen nasıl doktor oldun, işin gücün çene senin. Neyse tamam üzerine varmayım. 

 E kamerayı neden kapattın doktor. Korktun mu karanlıktan. Ben çok korkuyorum. Hep korktum. Gece hiç aydınlanmadı benim için. Oysa hep korktum karanlıktan. Şuan deli gibi korkuyorum. O ise uyuyor doktor.  Ha neden öyle baktın, sen zaten delisin mi diyorsun. Hahah haklısın doktor. Çok haklısın.

Elin titriyor doktor, gözlerin doluyor. Çok mu korkuyorsun. Şissst ben yanındayım. Merak etme küçük deney faren hep yanında kalacak. Senin için hep deli kalacağım doktor. Kalk gidelim hadi, Nasıl olsa, güneş bir daha bize doğmaz...


24 Kasım 2016 Perşembe

Kendini Tanımamak

Kendini Tanımamak

deneme, iç yaşantı, hüzün


      Bilmiyorum içimde bir yere atamadığım, ama yok olursa da üzüleceğim bir hüzün taşıyorum. Geçenlerde bir yazı okudum. Çok güzeldi, çok etkilendim. Hayatımızı sadeleştirmek ile ilgili. (Buradan okuyun buyrun) Çok istediğim bir eylem. Aslında kendi bedenimden kurtulup, içimdeki deli yanımla birlikte defolup gitmek istiyorum, kimsenin bilmediği yerlere. Belki kimse bilmiyor ama içimde bir çiçek bahçesi taşıyorum. Ama artık bir takım korkularım var.

      Mesela birinin o bahçeden bir papatya koparması... Bu yüzden bedenimi bir araç misali kullanıyorum. Gizliyorum güzel olan her şeyi. Ama genelde insanlar içindeki değil, yüzündeki güzellikle ilgilendiğinden, bir şekilde giriyorlar hayatıma. bunaldım...yoruldum...doluyum...

      Geçenlerde bir mektup yazdım. Bir intiharı konu alıyordu. İlginç olurdu değil mi? Eğer bir gün intihar edersem o mektubu yayınlayacağım blogumda. Aslında yanlışlıkla yayınlamıştım. Farkeden bile olmuştu. Düşünsenize bir yorum yapıyorsunuz ama asla yayınlanmayacak. Bu nasıl bir ironi.

      Hayatımı yazıyorum kağıtlara. Ne acıdır ki çabucak bitiyor. Ne yaşadım ben böyle. Koca bir hiç. Ooo evet bu duygusuz kız aşık bile oldu. Zaten 3 sayfalık hayatımın 2 sayfası bundan ibaret. İş ile ilgili sıkıntılarım, gerekse yeni bir eve alışma. Zor mu bunlar? Hayır aslında değil. Ama asıl zor olan tek başıma dünya kadar yükü omzuma almış olmam. Daha 21 yaşındayım ama benim için yolun yarısı eden o yaşa ulaştım. Ben bir bu kadar daha yaşasam bana yeter. 

      Hayallerim ve hedeflerim birbirine giriyor. Ütopyaları hedef haline getirdiğim absürt zamanlar. Aslında ne yapacağıma karar vermeye çalışıyorum. Hayatım 1 ile 2 arasında gidip geliyor. İlerlemek yok, mesafeler aşırı, karmaşa dolu. Yoruldum artık, hemde çok yoruldum.

     Ya aslında bir mucize olsun istiyorum. Yani daha doğrusu bir şeyler hep yolunda gitsin istiyorum. Bakın birkaç mutlu son artık mucizelere bağlı. Kısaca kendi boyuma doladığım bu ipe sarmaş dolaş oldum ve hareket edemiyorum. Beni dinlemenizden mutluyum mavi kelebekler. 


23 Kasım 2016 Çarşamba

Beni Hatırla Çocuk/ Final Bölümü

Beni Hatırla Çocuk/ Final Bölümü

hikaye, öykü, final

      Ve Uyandı...

     Gözlerini açtığında ışık hayli yormuştu onu. Sağa sola baktı ve olanları kavramaya çalışıyordu. Neler olduğunu bir türlü anlamıyordu. Bir ara başını yana çevirdiğinde komidinin üzerinde duran bir kitap dikkatini çekti. "Hatırla Beni Çocuk"...

      Hiçbir şey hatırlamıyordu ama bu kitap ona çok aşina geldi. Biraz bekledi ve olanları hatırlamak için kendini zorladı. Kısa kısa hatırlatmalar yapmıştı beyni ona. O tepe ve intihar. Aman Allah'ım nasıl bir noktaya gelmişti.

      Bağırmaya başladı, çığlık attı ve yardım istedi. Odaya hemşire girdi. Çok denedi fakat sakinleştiremedi. Ve doktorunu çağırmaya gitti. Doktor içeri girdi ve "Adnan Bey sakin olun, iyisiniz, şükürler olsun uyandınız. Biraz sakinleşin lütfen. Merak etmeyin size olanı biteni anlatacağım"

      Adnan hemen sakinleşti. Gerçeklik ile bağını kaybetmiş haldeydi. Kendini soyutlamış ve neyin rüya olduğunu düşünüyordu. Kısık bir sesle "bana ne oldu" diyebildi. Doktoru gülümsedi. Herşeyi anlayacağım, sakin olun herşey yolunda.

      "Siz babanızın cenazesine gitmek için yola çıkmışsınız. O sizin hep öğretmen olduğunuz günü merak edermiş. Tonya'ya cenazesine yetişmek istemişsiniz. Fakat gittiginizde çoktan defnedilmiş. Bu durum sizi oldukça etkilemiş ve yüksekçe bir yerden kendinizi aşağı atmışsınız. Sanırım düşerken kafanızı vurdunuz, bu yüzden suya düştüğünüzde zaten baygınmışsınız. Sizi mahalleden Davud amcanız bulmuş. Hastaneye götürmüş. Kalbiniz durmuş. Sonra İstanbul'a nakil oldunuz, durumunuz hayli kötüydü, solunum cihazına bağlıydınız. Ama 4 ay önce ayırdık cihazdan sizi, fakat bir türlü uyanamadınız. Peki şimdi nasılsınız?"

       Adnan'ın gözleri yuvalarından fırlayacaktı nerdeyse. "Herşeyin bir rüyadan ibaret olması ve aslında kendi yaşadıklarımı, sanki başkası yaşıyor gibi hissetmem. Allah'ım çıldıracağım. Bu nasıl olur. Peki ya İlkyaz?" Doktor gülümsedi "İlkyaz benim, sürekli senin yanındayım, muhtemelen o yüzden beni hatırlıyorsun"

      Adnan "Hatırlamak ne kelime, siz hikayemin baş kahramanısınız. Sizi unutmak zor ve zahmetli bir iş olurdu" Adnan'ın bir türlü olanları idrak edemiyordu. Bu kitap  neydi acaba. Hemen sordu. Aldığı cevap onu mutlu ediyordu. "ben sizinle ilgilenenirken ki sürekli burda kalıyorum, size bu kitaptan cümleler okurdum rastgele. Bu yüzden hatırlıyor olabilirsin."

      Biraz daha kaldı Adnan hastanede. İlkyaz da yanında kaldı. Aralarındaki muhabbet de ilerledi. Zaten rüyalarında aşıktı. İlkyaz Adnan hocayı kendi evine götürdü. Ona bir eş kadar iyi bakıyordu. Ve Adnan  o kitaptan birşeyler okumasını istedi İlkyaz'ın.

      "Yürüdük, bilinmez bazı yerler gördük, bildik ve gördük. Biri değil, bizi bildik. Bir gözümüz kör oldu sustuk. sevdik sustuk... konuştuk yine sustuk sonrasında... Herşeyi unuttuk, olan biteni unuttuk. Sende unut, herşeyi sil ve öyle acı acı unut yeterki hatırla beni çocuk..."

22 Kasım 2016 Salı

Beni Hatırla Çocuk/ 7. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 7. Bölüm

öykü, hikaye, 7.bölüm

      Doktor geldi . Ve oldukça yorulmuş gözüküyordu . Adnan öylece gözlerine baktı ve umutla iyi haberler bekledi. Neler yapacağını bilemeden yalnızca dinledi.

      "İlkyaz düştüğünde kafasına darbe almış. Ciddi bir travma oluşmuş. Elimizden geleni yaptık. Şuan yoğun bakımda fakat koma hali söz konusu. Bundan sonra uyanması mucize. Yanına bir kişi alacağım kısa süreliğine. Enfeksiyon nedeniyle çok fazla ziyaret yapamayacağız. Günde 1 kez yalnız bir kişi görebilir"

       Adnan hoca Davud Efe'den onayı aldı ve İlkyaz'ın yanına girdi. yatağın kenarına oturdu ve ellerini tuttu. Her yerde bir sürü cihaz vardı. Elleri çok üşüyordu. Adnan hoca önce iki elini birbirine sürterek ısıtıyor, sonra İlkyaz'ın elini ısıtıyordu.

      Bir hafta geçmiş ve İlkyaz'dan halen bir tepki gelmemişti. Sürekli ağlıyordu genç adam. Tüm bu olanlar için kendini suçluyordu. Belkide haklıydı. O hiç hayatına görmeseydi, ölümün bir kaçış yolu olduğunu hiç düşünmeyecekti İlkyaz.

      Davud Efe girdi torununun yanına. Ağlıyordu, sanki hiç dönmeyecekti göz yaşı. Yorgunluktan bitap düşmüş, hiç hali kalmamıştı. "Ah penum güzel kizum, nasi kıydun kendine. Hepsu penum yüzumden. Affedesun beni. Affet kizum dedeni"

      Sabah erkenden kalkmış her zaman buluştukları o tepeye gitmişti Adnan hoca. Yine aynı ağaç gölgesine oturmuş umutla ve aşkla düşünüp duruyordu. İlkyaz'ın atladığı o yamaca gelmiş. Son kez bastığı o toprağı öpüyordu. O anda durdu, aklına bir fikir gelmişti. Koşarak hastaneye gitti...

      İlkyaz'ın yanına geldi. Doktordan izin aldı ve içeri girdi. Ona Turgut Uyar'ın en sevdiği şiirini okudu. Şiir bitti ve tekrar okudu genç adam. Çok umutluydu şiirin gücünden. Herkese hayat vereceğinden emindi. Tam umudu kesecekken kaşını oynattı genç kız. Sonra ellerini. Adnan bağıra bağıra doktoru çağırdı. Hem ağlıyor, hem de gülüyordu. Ve uyandı..


'''''Kısacık yoğun bir akşam

herkezin yüzünün bir anıya karıştığı
yoğun bir akşam 
bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde 
ve bir intihar üstüne söylenti 
bütün kıyıları dolaştı durdu 
kısacık bir akşam 

 Kısacık serin bir akşam 
kelebeklerin atlarla yarıştığı 
yoğun bir akşam 
bazı mektuplar damgalandı postanelerde 
oturuldu bir takım şarkılar söylendi 
bir adam bir kadının kapısını vurdu 
kısacık bir akşam,,,,,

Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

21 Kasım 2016 Pazartesi

Beni Hatırla Çocuk/ 6. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 6. Bölüm

hikaye, öykü, aşk, mavi

     Adnan hoca her zaman gittikleri o tepeye doğru  koşmaya başlamıştı, Davud Efe de onun ardından koşuyordu. Belli ki aklına birşey gelmişti Adnan hocanın. Koştu ve daha hızlı koştu tepeye vardığında hava hayli kararmıştı, göz gözü görmüyordu. Bir gölge seçebildi karanlıkta Adnan hoca.

      İlkyaz mıydı o? Uçurumun kenarında öylece duruyordu. Evet oydu, kesinlikle o. Adnan hoca daha çok yaklaştı 'İlkyaaaaaaz dur sakın bir delilik yapmaaa' Biraz daha usulca yaklaştı. İlkyaz'ın gözleri ağlamaktan şişmiş ve hiçbir şey düşünemeyecek kadar zor zamanlar geçiriyordu. Ve hiç olmaması gereken şeyler oldu. o anda Davud Efe'de tepeye ulaşmış, İlkyaz'a durması için yalvarıyordu...

     İlkyaz hiç düşünmeden attı kendini bilinmeyen o maviliklere, Adnan hoca haykırdı, yüreği tüm Karadeniz'i ateşe verdi. 'haayıııııııırr'. Davud Efe dizlerinin üzerine çökmüş ağlıyordu. Öyle çok canı yanıyordu ki, gözlerinden yaş yerine kan geldi sanki.

      Adnan hiç düşünmedi çeketini çıkarttı ve atladı ardından kızın. Aşağıda hırçın Karadeniz, yukarıda lanet bir gökyüzü hüzün taşlarını döküyor. Atladı ama bir türlü bulamadı İlkyaz'ı genç öğretmen. Atlarken başını kayaya sertçe çarpmış, suya düştüğünde zaten baygın haldeydi genç kız.

      Daha derine daldı Adnan hoca. Daldı ve tuttu ilkkez  sevdiği kadının ellerini. O tutuş aslında bir daha bırakmamaya yemin gibiydi. Kıyıya zar zor ulaştılar. İlkyaz'ın kalbi durmuştu. Yardım için bağırdı genç adam. Mahalleli koştu yardıma. Ambulans çağırdılar. Adnan hoca suni tenefüs ve kalp masajı yapmaya başladı. Ekipler gelince kenara çekildi.

      Kalbi çalıştırıldı ama çok kötüydü genç kız. Hastaneye, merkeze götürdüler kızı. Tonya'ya geldiklerinde iyice ağırlaşmıştı durumu, hemen yoğun bakıma aldılar. Saatlerce süren bekleyişler, zamanın uzaması nedeniyle yerini endişeye bırakıyor, bir türlü içeriden haber gelmiyordu. Davud Efe Adnan hocaya kuru kıyafetler getirmiş' git ha pu kiyafetleru giy, sende hasta olacasun, pide saa pakamam' Adnan hoca gülümsemiş ve üzerini değiştirmeye gitmişti.

      Ağlamalar kesilmiyor, halen İlkyaz ne durumda bilinmiyordu. O anda doktor geldi,Beti benzi atmış, hayli yorulmuştu. Adnan hoca aldığı haber ile yığılıp kalmıştı...

Devamı olacak zaar..

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

20 Kasım 2016 Pazar

Beni Hatırla Çocuk/ 5. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 5. Bölüm



      Adnan hoca neden gitmişti o eve kendi bile anlamamıştı. Sadece olanları muhtara anlatmış, İlkyaz'ın onunla görüşmek istemediğini hatta kaçtığını söylemişti. Tabi bizim muhtarda "Burası küçük yer, laf söz olur, gidip kızı dedesinden isteyelim" demişti.

      Tabi Adnan hoca ne bilsin kız istemeyi. Zaten kimi kimsesi yok, muhtarı kaptığı gibi getirmişti Davud Efe'nin evine. Efe lakabıydı onun, tek başına 10 kişinin hakkından gelirmiş gençken, o zamanlardan beri Efe demişler.

      İlkyaz Adnan hocayı görünce çok şaşırdı. Dedesi İlkyaz'dan çay yapmasını isterdi. Adnan hoca atladı lafa "aslında kahve yapılıyor diye biliyorum" Muhtar bir iki öksürme hareketi ile susmasını söyledi. Dedesi gülümseyerek "pak evlat piz kizduğumuzda, mutlu olinca, bir muhabbete kaşuk atacakken çay içeriz" Adnan gülümsedi ve anladığını ifade ederek salladı başını.

      Çaylar içildi. İlkyaz kaçamak bakışlar atıyordu Adnan hocaya. Neden geldiklerini anlamaya çalışıyordu. Muhtar lafa girdi. "Davud Efe sebebi ziyaretimize gelecek olursak, Ilkyaz kızımızı Allah'ın emri ile Adnan oğluma isterum, ne dersun?" İlkyaz bir an çaydan büyük bir yudum aldı ve "Allah'um yandum". Ilkyaz dudağını ısırdı ve muhtara git işaretleri yaptı.

      Davud Efe bir noktaya bakakalmış, hiç konuşmadan öylece duruyordu, bir anda kalktı ve eline tırpanı alıp bağırmaya başladı "ula ırz düşmanlari, ula hainler, gapçık ağizlu muhtar, gelin ha buraya da yarayim sizi ikiye" İskenderli meydanında kovaladı onları Davud Efe. "Ula siz benum küçücük fidanumi nasil istersiz, ula boyun devrulsun hoca" Ara ara duruyor ve dinleniyordu yaşlı adam. O durunca Adnan hoca da duruyor, tekrar koşana kadar onu bekliyordu.

      O günden sonra okula dedesi getiriyor, akşam da tekrar alıyordu. Ama okula girmiyordu. Adnan hoca şiirler okuyor, İlkyaz ise derste sürekli ona bakarak gülüyordu. Ders arasında İlkyaz'ı durdurup "neden deden bu kadar sinirlendi, hani sevenler kavuşurdu Karadenizde" Ilkyaz gülümsedi ve "bak kendin söylüyorsun hoca, sevenler diyorsun, daha geleli 1 ay olmamış, ne ara sevdin, karşındaki de aynı duyguları hissetmeden nasıl istemeye geldin"

      Adnan hoca İlkyaz'a biraz yaklaştı "beni seviyorsun" dedi. Kız utancından ne yapacağını bilemedi ve tokatı patlatıp, koşarak uzaklaştı yanından. Genç öğretmen gülümsedi tokata cevaben. "Beni seviyorsun çocuk"

      Aylar geçti İlkyaz ile muhabbeti ilerletmişti genç adam. Dedesi de artık okula bırakmıyor ama Adnan'ı nerde görse sinirleniyordu. Sürekli şiirler okuyor, Türk Edebiyatı şairlerini anlatıyordu genç kıza. Sevdiklerini söylemekten de hiç çekinmiyordu. Uzunca bir tepeye çıkıp, bir ağacın gölgesinde oturuyor Cemal Süreya'dan dizeler okuyordu genç kıza.

      Bir sabah dedesi ile kavga etti İlkyaz. Babasının kötü bir adam ve işe yaramaz biri olduğunu söyleyip durdu kıza Davud Efe. İlkyaz da bağırarak çıkıp gitti evden. Akşam geri dönmemişti. Biricik torunu, kızı kayıptı, içi içini yiyordu Davud Efe'nin. En sonunda Adnan hocanın kapısı çaldı. Ama orada da yoktu İlkyaz, Adnan hocanın olanlardan haberi dahi yoktu...

   Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

19 Kasım 2016 Cumartesi

Beni Hatırla Çocuk/ 4. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 4. Bölüm

Öykü, hikaye, aşk, Karadeniz

      Adnan Hoca ne kadar ısrar etse dahi arabaya binmedi genç kız. Utandığı o kadar belli oluyordu ki, biraz bekleyip yoluna devam etmesini istedi ama öyle olmadı. Yakınlarda bir yerlere park etti arabasını ve kızla birlikte kaldırımda yürümeye başladı.

       İlkyaz sinirlenmiş olacak ki; "Amacın ne senin, dedem ikimizi birden vursun mu istiyorsun. Az git öteye, ötede yaşa adamlığını"
Adnan hoca ne yapacağını bilemedi, neden bu kadar sinirliydi ki. Yine de girdi lafa;"Bazen günahlar sana cazip gelir, cehennemi hiç düşünemezsin, sen de benim için öyle birşeysin çocuk. İnan bu halime, kendim bile inanamıyorum. Ama Mecnun boşuna mecnun olmamış, Kerem boşuna bu kadar sevmemiş"

       Göz bebekleri büyüdü İlkyaz'ın. Nasıl oluyordu da iki güzel söze kaptırı vermisti deli gönlünü. Ama yine kendinden ödün vermedi, sözlerden etkilendiğini belli etmedi. "Bak hoca okul içinde sana saygım sonsuz bilesun, ama okul dışında kafanı karpuz gibi ikiye yararım. Git başkası ile eyle kendini"

       Koşarak uzaklaştı genç kız, evine gitti. Dedesi çardakta oturuyordu. Yanağına bir öpücük kondurdu ve odasına çıktı. Çok severdi dedesini İlkyaz. Anne ve babasından kalan tek hatıraydı. Yatağına uzandı, karnında garip bir sancı vardı. Karnına doğru döndü, elini karnına koydu; " ula ne salak bir organsın, açum desene. Ne ağrıyip, duraysun"

      Adnan hocayı düşünüyordu. Ne kadar romantik bir adamdı bu böyle, şiir okuyan, yazan, sevebilen, belki de sahip de çıkan. Yok yok bu devirde nerde böylesi. Tam gözlerini kapatmış derinliklere dalacakken dedesi aşağıya çağırdı genç kızı. " off dede yaa rüyamda bile erkeklere izin vermiyorsun" Gülerek kalktı yatağından.

      Aşağıya indiğinde dedesi halen söyleniyordu. "Ilkyaz kizum haydi da, ha bu gıza bir turli ögretemedum çabuk olmayi. Sanki ari pokuyla yapişturduk yatağa" O söylendikçe gülüyordu kız, bilerek geç inerdi bazen daha uzun sürsün diye. Dedesi de hiç yorulmaz sabaha kadar söylenirdi.

      Aşağı indi ve gözlerine inanamadı genç kız, Adnan hoca gayet şık bir halde, yanına da muhtarı almış gelmişti. Onu görünce Gözleri yuvalarından fırladı sanki...

Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

18 Kasım 2016 Cuma

Beni Hatırla Çocuk/ 3.Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 3.Bölüm



      Adnan hoca biraz buruk ve endişe dolu haliyle okulun yolunu tuttu. Okul fena değildi. Hatta beklediğinden çokta güzeldi. Sınıf öğretmenliği yapacağı 12/F sınıfını aradı, koridorun sonundaki şu acayip sesleri çıkartan, haylaz öğrenciler ile dolu sınıfına girdi.

      Sınıfı ile tanıştı. Sınıf oldukça vurdumduymaz ve okumak için değil de ortam yapmak için gelen öğrenciler ile doluydu. "Ben Adnan, bana istediğiniz gibi seslenebilirsiniz." Sınıftan bir ses yükseldi ve "Lan hoca desek bile mi?" Sınıf gülmeye başladı . Adnan hoca da öyle. Zaten zor olacağını tahmin etmişti burada öğretmenlik yapmanın.

      "Evet sen bana öyle seslenebilirsin, bu senin aslında ne kadar az kitap okuduğunu gösterir ki bende daha net hatırlarım seni" dedi. Sınıf Adnan hocayı sevmişti aslında. Bir anda bir noktaya takılı kaldı genç öğretmen. Aman Allah'ım nasıl olur. Bu oydu, İlkyaz Adnan hocanın öğretmenlik yaptığı sınıfta okuyordu. Peki kaç yaşındaydı ki bu kız? Düşünceler sardı genç adamın kafasını.

      Tüm sınıfı tek tek kendilerini tanıtmaya zorladı. Böylece gerçeği öğrendi. Okul köye geç açılınca bir sürü öğrenci de geç başlamıştı. Sınıfında 22 yaşında bile öğrencisi vardı. İlkyaz da 19 yaşında gencecik bir kızdı. O kadar güzel bir ses tonu vardı ki genç kızın, o konuştukça Adnan hoca eriyip gidiyordu.

      ilkyaz ders arası arkadaşları ile bir araya geldi. Kız arkadaşları Adnan hocanın bakışlarını anlamış olacak ki imalı konuşmalar dönüyordu ortada. "Gördün mü nasıl bakıyordu sana Adnan hoca, sen konuştukça adam deliye döndü , mecnun oldu be" İlkyaz sinirlenmişti, sinirlenince kendini tutamıyor, hatta bazen bağırıp çağırıyordu. "Saçma sapan konuşmayın ya, ben o bostan turşusu suratlı adama mı kaldım?" Biraz gülüştüler.

      Ders Edebiyattı. Adnan hoca sınıfa girer girmez yüzü kıpkırmızı olmuştu genç kızın. Şiir okumaya başladı genç adam, Cemal Süreya'dan...

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden 

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye 

Lâleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız 
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun 
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez 
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor 
Bütün kara parçalarında 
Afrika dahil 

      Şiiri genç kıza kaçamak bakışlar atarak okuyordu. O baktıkça daha da kızarıyordu İlkyaz'ın yüzü. Neden böyle hissediyor. Bu ne kadar garip bir duygu böyle. Okul dönüşü arabasıyla giderken yolda İlkyaz'ı görüp duruyor, evine bırakmayı teklif ediyor ama İlkyaz'ın tedirginliği yüzünden anlaşılıyordu.

Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

17 Kasım 2016 Perşembe

Beni Hatırla Çocuk/ 2. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk/ 2. Bölüm

Hikaye, öykü, yaşamın içinden, makale

      Adnan İskenderli köyüne girdiğinde çok şaşırmıştı.  Aslında yol boyunca çok yorulmuştu ve yatmayı planlanmıştı, gider gitmez. Ama öyle olmadı. Eline çocuğunu alan, beline peştemalini bağlayan sokağa dökülmüş Adnan hocayı karşılamaya gelmişti. 

      Ne yapacağını bilemeden arabadan indi genç öğretmen. Olanlara bir türlü anlam veremiyordu.  Bir öğretmeni karşılamak için neden böylesine bir hazırlık yapılmıştı acaba.  Biraz adım atayım derken bir koyun kurban edildi bile...

      Köyün muhtarı aldı öğretmeni tuttu kolundan meydana götürdü. Meydanda koca koca sofralar, su börekleri, turşu kavuşmaları, keşkekler, etler ve yahniler. Koca meydan doluvermişti kısa zamanda. Adnan hoca muhtarın sofrasına oturmuş, yemekler ile meşgul olurken, gençler meydanda horona durmuştu. Hem şaşkınlık hemde saçma bir heyecan ile izliyordu olanları genç adam.

      Biraz yemek yediler ve lisenin durumunu konuşmaya başladılar muhtarla. Muhtar yıllar önce öğretmen için kaymakamlıklara müracaat etmiş 2 yılı aşkın bir süre sonra daha ilkkez yeni bir öğretmen gelmişti.  "Burası köy yeri öğretmen oğlum, çocuklarımız okusun diye tüm çabamız. Okulda senin dışında 3 hoca daha var, kendi uzmanlıkları olmasa bile boş derslere girip, en azından kitap okutuyor bizim eşeklere. Hoşgeldin oğlum, hoşgeldin..."

      Adnan hoca içinde biraz burukluk, birazda neşe ile muhtarın omzuna dokundu: " Sen merak etme muhtar, daha çok çabalar ve daha çok öğretmen getiririz." Öyle muhabbet en koyu yerinde iken önünden bir kız geçti genç adamın, istemsizce donup kalmıştı ve onu izliyordu.

      Kız farketmiş olacak ki, uzaklaştı oradan hızlı adımlarla. Adnan'ın aklında  siyah uzun saçları, kırmızı yazmasının ucundan gözüken bu kızın hayali dönüp duruyordu. Muhtara döndü ve; "Muhtar bu kız  kimdi, az evvel önümüzden geçen" Muhtar ufak ufak gülümsedi; "  Bu kız İlkyaz'dır oğlum, köyün toprak zenginlerinden Davud Efenin  torunudur. Çok iyi yüreklidir ama erkek gibi kızdır, eli silah tutar. Davud'un kalan tek varisidir" 

       Adnan öğretmen evine yerleşmiş, balkonda İlkyaz'ı düşünüyordu. Hali harap olmuş, bir türlü yüzünü aklından silemiyordu. Adnan Hoca, koskoca Edebiyat hocası, hayatında kimse ile gönül bağı kurmamış adam. Nasıl olurda bir yüzden bu kadar etkilenir. Şiirler okudu, bol Nazım Hikmet'li, Cemal Süreya'lı saatler geçirdi. 

      Ve gün geldi çattı, öğrenciler ile tanışma vaktiydi. Adnan hoca kalkmış, kahvaltısını yapmış ve takımını giyinmişti bile...

Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

16 Kasım 2016 Çarşamba

 Beni Hatırla Çocuk /1. Bölüm

Beni Hatırla Çocuk /1. Bölüm

Aşk, hikaye, öykü, sonsuz ve mutlu

      Sabah erkenden kalkmış kahvaltı masasına oturmuştu Adnan. Önce yamuk duran çatalı hafif bir manevra ile düzeltmiş, sonrasında çayından bir yudum almıştı.

      Tayini çıkmıştı genç edebiyat öğretmenin. Hemde en son aklına gelecek bir yere. Trabzon/Tonya. Hayatı nasıl geçecek bilinmez ama oldukça endişeliydi gelecek için . Kıravatını düzeltti ve Üsküdar'da öğretmenlik yaptığı özel okulun yolunu tuttu.

      Hava biraz esiyordu ama maviliğinden hiçbir şey kaybetmemişti İstanbul. Derse girdi ve okuldan ayrılmak zorunda olduğunu sınıfına açıkladı. Gençler oldukça şaşırdı ve üzüldüler bu habere. Adnan Hoca onlara Nazım Hikmet'ten hasret şiirini okudu.  Ve öğrencilerine veda etti.

      Biraz somurtkan, simetri ve düzen takıntılı bile olsa, arada sinirlense bile yüreği tertemizdi. Daha 25 yaşında yağız bir delikanlıydı. Edebiyat okumasını babası istemişti. Edebiyat Fakültesi'ni kazandığını duyunca kalp krizi geçirip vefat etti babası.  Bu bölümü o yüzden baba vasiyeti bildi ve derece ile bitirdi. Annesi de babasının yokluğuna çok fazla dayanamayıp göçüp gitmişti. Şu yalan dünyada kimsesiz kaldı.

      Eşyalarını toplamış anne ve babasının mezarını ziyaret etmişti. Artık gitmeye hazırdı Adnan Hoca. Aklına türlü kafiyeler ve memleket kokulu şiirler geliyordu, bazen sesli, kimi zaman da kısık sesli şiirler okuyordu kendine. Kendi arabasıyla çıktı yola, daha koca bir 12 saati vardı. Ama uzun yol yapmayı seviyordu.

      Sabah Tonya'ya varmıştı Adnan. O kadar mükemmel kokuyordu ki şehir şiirler, şarkılar yazmak istiyordu. Tonya'ya varmış mahalleye çok az kalmıştı. İskenderli mahallesine gidecek ve hayatına yeni bir dönem açacaktı. Nereden bilecekti ki bu cennet gibi ilçenin hayatını çıkmaza sürükleyeceğini...

Devamı olacak zaar...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

15 Kasım 2016 Salı

Ve Kadın Sevdi

Ve Kadın Sevdi


      Herşey gökyüzündeki bulutlara anlam yüklemem ile başladı. Mavinin içindeki bir kaç detaya takılı kaldı gözlerim. Nefes alıyor ama yaşamak terimi ile ilgilenmiyordum. Ellerim, ayaklarım, belki biraz dudaklarım sana ibadet edermişçesine anlam kazanmış, yüreğim yalnızca yüreğine yakışmıştı.

      Geceler ihanet ediyordu bana, karanlık ve alabildiğine kasvet doluydu. Yalnızca uçmak nasıl olurdu acaba diye düşünüp dururken, özgürlük meraklısı bir kuş sandılar. Halbuki ben gitmekten bahsetmiyordum, ben rüzgarı hissetmek istiyordum.

      Takıldım, takılmaktayım ve takılıyorum. Dur bir saniye düştüm de ben. Ben çok kez düştüm uçurum kenarı gözlerinden. Neden tuttun beni, tutmasaydın, izin verseydin de o gece ölseydim, bilmiyorum illa engel olacaktın birşeye, seni sevmeme, sana böyle tutunmama engel olsaydın. Bıraksaydın da ben düşseydim.

      Sen daha gözlerime bile bakmadın, nasıl karar verdin hapsolduğun bu bedenden çıkıp gitmeye, nasıl oldu da bana sormadan bıraktın ellerimi. Gözlerim ne seninle, ne de sensiz kimsenin gözlerine değmedi. Ben düşümde bile yalnız seni sevdim.

      Şimdilerde daha çok ihtiyacım var ellerine. Sana geldim gönül şehrine bile giremedim. Ne çok engel var önümde bir bilsen. Sahi bilsen gelir miydin bana. Hayatımı en başından sorsan mesela bana. Beni yıkan, güvensiz yapan nedenleri tek dokunuşunla yok etsen. Ha ne dersin?

      Adım, sanım, soyum, soyadım... Ben her şeyden vazgeçmeye hazırım senin için. Bak geçmiş zamana atamıyorum seni. Biliyorum çünkü sol yanımda atan o kalbi bir duysan eriyecek tüm buzlar. Isınacak yine ortalık, ve sen... tamam susuyorum.

      Tüm bu kitaplar ve şiirler seni anlatıyor. Gelecek birgün umutla beklenen diyor şairler. İnanıyorum, umut ediyorum. Benim bu yaptığım, sevgisini bana hiç göstermeyen bu adama yokluğunda bile sadık kalmak sanırım.
Söylenecek çok şey var, neyse...
  Turgut Uyar/ Alıntı

Turgut Uyar/ Alıntı

Şiir, göğe bakma durağı, mavi, şiir

Merhaba Mavi Kelebekler . Bugün çok farklı bir gün . Ciddi bir özlem duyuyorum yitirilip kaybolan şeylere. Sizlere ahenkli satırlar yazabilirdim. Ama yapmayacağım. Moralim bozuk olduğunda şiir okurum yada dinlerim. 

Daha küçük bir kız iken tanıştım Turgut Uyar'ın eşsiz yüreği ve şiirleri ile.  Bu gece alıntı tarzı ile bir yazı yazmak istedim.  Sizleri sevgili Turgut Uyar'a aşık olmamı sağlayan şiirini sizinle paylaşmak istiyorum. Bu şiiri sadece bir kişinin gözlerinin içine bakarak okumak isterdim...


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından 
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından 
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar 
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut 
Bu evleri atla bu evleri de bunları da 
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım 
İnecek var deriz otobüs durur ineriz 
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya 
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum 
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun 
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam 
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım 
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda 
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım 
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum 
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi 
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor 
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim 
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım 
Bana dönesin diye bir bir kapattım 
Şimdi otobüs gelir biner gideriz 
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç 
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin 
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat 
Durma kendini hatırlat 
Durma göğe bakalım...



12 Kasım 2016 Cumartesi

Bu Bir Rüya

Bu Bir Rüya



       Zaman durdu... Aniden irkildim. Herkes toplanmış beni izliyordu anlamsız, yardım istedim, çırpındım, bağırdım, ağladım... cevap yok...lanet olsun bu insanlar beni neden duymuyor?

       Kaldırdılar beni eve getirdiler, annem, kardeşim hepsi ağlıyor, ama neden? Sesimi neden duymuyorsunuz? Duyun beni, ne olur cevap verin bana... Hah babam geldi... Baba duy beni herkes duymasa dahi, sen bana sağır olma...olmazsın...

        Baba neden yüzüme bakmıyorsun. Baba yüzüme bak... Baba neden ağlıyorsun, alnımı öpüyorsun işte, hep yaparsın bunu. Ama neden ağlıyorsun? Baba cevap ver lanet olsun duy beni baba...

       Anne neden bu taşın üzerine koydunuz beni, çok soğuk anne, ben çok üşürüm bilirsin. Bunu bile bile neden? Anne bu kadın kim anne, dökmeyin şu suyu üzerime. Anne sarıl bana çok üşüyorum...

       Dur anne ne yapıyorsunuz, örtmeyin anne şu beyaz örtüyü üzerime. Anne ağlatma beni ne olursun. Ben korkarım anne karanlıktan...çok korkarım...

       Sesler duyuyorum anne, ağlama sesleri, hıçkırıklar... Nereye gidiyoruz anne, neden gidiyoruz. Beni yatağıma bırak anne. Yine mi koltukta uyuyakaldım, bu yüzden mi beni omzunuzda taşıyorsunuz...

       Babacım bu senin sesin, neden ağlıyorsun baba. Hani bana bir söz vermiştin, hani bir daha ağlamak yoktu, ha baba. Beyazlıkta kaybuldu, baba beni nereye koydunuz böyle, baba çok soğuk burası, çok karanlık...

       Ne atıyorsunuz üzerime, baba beni gömüyor musun? Ne yaptım ki ben baba... Baba bu kadar toprağı kaldıramam üzerimde. Ne olur affet beni baba. Baba nefes alamıyorum, baba neden yapıyorsun bunu?

       Nefes alamıyorum, çok özür dilerim baba... Açın şu mezarı, yaşıyorum ben baba. Yoksa yaşamıyor muyum? Baba öldüm mü ben?

11 Kasım 2016 Cuma

Seni Hatırlamak

Seni Hatırlamak

DENEME, ŞİİR, AŞK, YALNIZLIK


       Sahi ölür müsün benimle? Yoruldum sevgilim gel demeye, burnumun direği sızlıyor yokluğunda. Bu şehir, bu yüzler ve bu mavilik yabancı... Bir sana aşina bu yürek. Benimle ölüme gelmelisin, her gece yalnız başıma ölmekten yoruldum sevgilim. Zahmetli iş beklemek seni, biraz da acı...

       Sensiz zangır zangır titriyorum, ellerim, ayaklarım ve dudaklarım. Sana duyduğu özlemi, eşsiz yaşıyor dudaklarım. Zaman ne kadar da acımazsız değil mi? Biz ayrıyız ama o akmaya devam ediyor. Ben ağlıyorum ama o seni nasılda güldürüyor.

       Bazı sabahlar unutuyorum seni, güneş bile doğmuyor o sabah yüreğime. Hep karanlıktayım, Ben yapayalnız bir serüven içine hapsoldum sevgilim. Seni özledim bunu bilmelisin... bunu bil...

      Aklımda şahsıma edilmiş küfürler... Ağız dolusu küfürler ile hatırlıyorum seni. Bazen yakılan bir sigaranın son çekiminde, bazen  boş rakı bardağında... Evet çokça hatırlıyorum seni, Çok zahmetli iş hatırlamak seni... tonlarca kıyametin altında...

       Çevremi sorma her şey aynı, bıraktığın gibi... bıraktığın dediğim için kızmıyorsun değil mi? Sahi halen kızıyor musun bana? Ben önce kendimi affettim yıkılan hayaller altında, önce kendi cesedimi buldum yalnızlığın kollarında... Seviyor musun beni?

       Sabah güneş beklediğimden geç doğuyor, kış geldi fark ettin mi? Ben hayli zor oldu anlayalı, acım biraz ısıttı ortalığı... Seni bana getirmeyen sabahları, beni benden alan akşamlara bağladım. Çok büyük hayallerim olmadı benim, biraz sen, biraz senden ve çokça senli hayaller... hepsi bu kadar...

       Issız kalsın yüreğin, yalnızca bunu istiyorum, yalnız kal. Ben senin için yalnızım. Ben zaten nefes alamıyorum bazı geceler, bazı geceler...yok yok tüm gecelerde...  Sen bil ben daima gelirim seninle. Peki ya sen? Sahi her akşam ölür müsün benimle?


9 Kasım 2016 Çarşamba

Deli Kadın

Deli Kadın

ORDU/ÜNYE/SAHİL

Neredeyiz biliyor musun doktor? Evet burası o sahil, bu o bank. Evet evet sen bunu biliyorsun sana anlattım daha önce ama ilk kez görüyorsun değil mi? Biz olarak veya olmayarak bu banka hiç oturmadık.

Saçlarımı açsam seni rahatsız eder mi doktor? Sende biraz rahat ol, rüzgara bırak hayallerini.  Bunlar martı sesi doktor. Rüzgar sesiyle karışınca ne de ahenkli oluyor değil mi? 

Neden beyaz giydim diye sorarsın şimdi, dur ben söyleyim nedenini; Gökyüzü ve deniz,güzel bir mavilik almış her yanı, bende tertemiz olmalıyım yanlarında. 

Doktor gökyüzüne bak, bir iki dakika önce uçak geçmiş olmalı, bıraktığı bu beyazlık gökyüzünde ne güzel duruyor değil mi? Maviye en çok beyaz yakışıyor. Sizce o uçak nereye gidiyordu doktor? Kaç saatlik bir yol bu, yoksa saat bile yok mu?

Rüzgarın şeffaf esintisi yüreğime dokunuyor resmen. Sahi her isteyen dokunuyor mu ki yüreğime? Hayır sadece müsaade ettiklerim. Ben yalnızca hayattan ikinci bir şans diledim sanıyordum ama ondan da dilemişim. Yahu doktor ben deli miyim ki, beni bir dakika bile yalnız bırakmıyorsun. 

Şarkılar çok acımasız doktor, can yakıcı bu şarkılar. Neşet Ertaş bir başlıyor offf! 4 dakika bekliyorsun Neşet Baba şarkıya girsin diye, hayatımda ilk defa beklemeye değer bir şey buldum doktor. 

Bak şuan Leo Rojas dinliyoruz doktor. Sanki doğa sesi değil mi? Şu kamerayı da kapat artık. Gidelim hadi doktor, bugün de gelen giden yok...


7 Kasım 2016 Pazartesi

Ya Çocukluğum?

Ya Çocukluğum?


      Yani şimdi ölmeliyim öyle mi? Daha 7 yaşındayım. Çocukluğum ne olacak? Peki ya Fatıma kardeşim o ne yapacak bensiz. Olmaz biraz daha kalayım kirli dünyanızda. Biraz daha soluyayım uğruna savaştığınız bu havanızı. Kendim için değil, izin verin kardeşim için yapayım bunu.

      Neden bu hırsınız, bu öfkeniz kime? Yâ Rabb benim kardeşim nerde? Yaşıyor mu? Bari izin verin benden sonra nereye gitmesi gerektiğini söyleyeyim. O çok küçük, dahaca 5 yaşında okuma bilmez, gerçi bende bilmiyorum okula gitmedim hiç, köyün içinde bir tane var biliyorum ama saklanmak için kullanıyor bizim köylüler.

      Karnım çok acıyor, kollarım da biraz kanıyor, etrafta epeyce kan var. İnsanlar koşuşturuyor, bu arada kardeşimi gören oldu mu? Yakınlarda bir yerdedir, korkar o gidemez fazla öteye zaten genelde parmağımı da bırakmaz...

     Bezden bir bebeğim var. Ona hiç isim vermedim. Daha hiç oynayamadım. 6 yaşıma girer girmez büyüdün dediler, elime kitap kalem yerine, kardeşimi verdiler. Ölüm gelse bile bırakmam sanıyordum, zaten düşmeden önce elini tutuyordum. Nerede benim kardeşim? Nerede oyuncaklarım, bilyelerim nerede? Nerede bu insanlık, nerede 7 yaşım? Ölüyorum uyanın nerede çocukluğum?

6 Kasım 2016 Pazar

Memleket/ ORDU/ Fotoğraflar 2

Memleket/ ORDU/ Fotoğraflar 2

Merhaba sevgili mavi kelebekler. Dün hava soğuk olduğundan çıkamadım ama bu sabah erkenden gezmeye çıktım buradaki günlerim hayli azaldı yakında döneceğim. Sevgili ACEMİDEMİRCİ Ünye'nin bazı kesimlerine selam yollamıştı onun için dışarıdaydım. Burunucu mahallesine ve Yalı'ya gittim. Cerrahoğlu apartmanını bilen yoktu epey araştırdım. Bulamayınca bendeniz Deliniz, Yalı'ya ve sahil boyu tüm Ünye'ye selamını söyledim. E bir iki karede fotoğraf çektim sizlerle buluşturmak istedim. umarım beğenirsiniz... 




  • Dertle deniz derya oldu, aşklar yalan zaten... Boğulsak mı sonsuz yalanlara...

  • Bazen tüm hayatı o üç nokta olabilmektir insanın... devamı var...


  • Bekliyorum yapayalnız bir bankta, uzakta takıldım yanlış bir simaya, tüm o yüzler yabancı artık bana...


  • Dokunmayın çocukluğuma, bırakın yaptığım kumdan kaleleri bozuversin dalgalar, hayallerim sapasağlam benimle...


  • Rengarenk hayallerim var benim, en kirli insanlara bile rengarenk cevaplarım, umudum Mavi tadında, turuncu gökler karşılıyor gözlerimin kıyısında deli yüreğini...

  • Eğer müsaitse yüreğin gelip en derin yerine yerleşesim var...


  • Bu dünya kısa kalıyor yaşamak istediklerimin yanında...


  •   Yarım bıraktım her şeyi, tam olmaktan korktum. Yanlış parça ile tamamlanmaktan...


  • Güneş hep doğudan doğacak belki ama bir daha bize doğmayacak. Aynı olmayacak hiçbir şey...


  •   Sahile uzanıyordu parmaklarım. Parmaklarım üzgün ve iç karartıcıydı. Denizi karıştırdı, maviye bulandı. Dokundu sonsuz maviliklere...


  • Nereye böyle zamansız, daha güneşi doğmayan sabahlarımız var...

3 Kasım 2016 Perşembe

Memleket/ ORDU/ Fotoğraflar

Memleket/ ORDU/ Fotoğraflar

      
       Merhaha mavi kelebekler. Bol gezmeli, dolu dolu bir gün olunca bende bir iki kare de sizlerle paylaşmak istedim. Bol mavili bir paylaşım olacak şimdiden uyarayım. Eeeee Karadeniz sonuç olarak. Hava soğuktu ama bu gezmek için engel olmadı. 


  • Yıldızlar yalın ayak dans ediyordu yüreğimin iz yaptığı bu sokaklarda...

  • Bugün mavi sokaklar bir yalnızlığa boyun eğdi. İnsanın kendi toprağı olunca yalnızlık bile kabul görüyor...


    • Zamanımız olsaydı ve bu yalnız sokaklar bize şahit olsaydı. Belki buraların büyüsüne kapılır bırakmazdın beni...
    • Tüm o banklar söz vermişçesine bekliyordu bizi. Yalnız, ıslak ve küflenmeye yüz tutmuş...

    • Bir söz aldım denizden, bu köprüde bir olana kadar ulaşmayacak o deli dalgası kıyıya...


    • Ve kuşlar sıcak bir kalp için gidiyordu, herkes özgürlüğü seviyorlar zannetti...



    • Az değil şu dağlar kar ile dolduğunda dön buralara, hile yaptığımı asla anlama, kış yaklaştı belki ama yine de bir söz ver bana...

    2 Kasım 2016 Çarşamba

    Filmliyorum- Cehennem/ Dan Brown

    Filmliyorum- Cehennem/ Dan Brown



    Merhaba Mavi kelebekler. Normalde kolay kolay film ve kitap yorumu yazmamaya özen gösteriyorum(çünkü beceremiyorum). Ama çok uzun bir zamandır beklediğim bir film olunca biraz bahsedeyim dedim. 

    Dan Brown'ın Robert Langdon'ın hayatını anlattığı seri kitaplarının şimdilik sonuncusu olan Inferno sinemaya uyarlandı. Robert Langdon simge bilimci bir profesördür ve bu seri kitaplarda, yaşadığı olağanüstü olaylar konu alınır. Tüm kitaplarını okuduğum güzide bir yazar. Neyse biraz filmi inceleyelim. 

    Film: Inferno
    Yönetmen: Ron Howard 
    Senarist: David Koepp
    Kitap Yazarı: Dan Brown 
    Oyuncular: Tom Hanks, Felicity Jones, Omar Sy
    IMDb: 6.5/10
    Vizyon Tarihi: Ekim 2016 

    DİKKAT BURADAN SONRASI SPOİLER İÇERİR;

    Dante'nin İlahi Komedya'sını okuyanların kolayca aşina olduğu bir konu işleniyor. Dante kitapta kendi kurgusundan oluşan bir cehennemden bahseder. Ona göre 9 katlıdır. Her katında başka tarzda günahkarlar bulunur. 9. katı hainlerin olduğu kattır ve ona göre şeytan bu katta yaşar. 

    Filmde ise Dante'nin bu cehennemine sırlar saklayan bir adam vardır. İnsan nüfusunun büyük bir kesiminin ölmesi için bir virüs hazırlar ve bu projeye cehennem adını verir. Amacı daha az insan ile daha huzurlu olmaktır. Bir virüs tasarlar ve yerini Dante'nin cehennemi içine işaretler ve simgeler ile saklar. 

    Tabi bu virüsten haberi olan bir sürü örgüt ve kuruluş vardır. Fakat virüsü nereye sakladığı bilemez. Filmin daha başında bu kişi ölür ve virüsü aktif etmek için ikinci bir kişi olduğu bellidir. 

    Elçilik bu görev için Robert Langdon'ın yardımını ister. Film boyunca aslında yanlış kişiye güvense dahi sonunda virüsü bulur ve yayılmasını önlemek amacıyla götürür. 

    Filmin bir kısmı İstanbul'da Yere Batan Sarnıcı'nda çekiliyor. Virüsün saklı olduğu yer de tam olarak burası. Kitabından aldığım haz Tom Hanks'in eşsiz oyunculuğu ile birleşince bence oldukça güzel olmuş. Tabi çok keskin olmasa dahi değiştirilmiş alanlar var. İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

    Sevgiler, saygılar sunuyorum.

    Seni Sevmenin Güzelliği

    Seni Sevmenin Güzelliği


    Bambaşka bir şeydi bu,
    Özlemek değil, beklemekle ilgisi yok,
    Masmavi deniz yüzünü göstermeyince,
    Yar yüzünde güneş doğmayınca oluyor.
    Yalın ayak geziyor ama,
    Yağmur bir türlü dans etmiyor...
    Ele avuca sığmayan bir şiirle geldim yanına,
    Yoksa gelmedim mi?
    Belki de hep sendeydim, sen gelmedim sandın.
    Yüreğimin orta yerine lavanta ektim,
    Her gece geç saatlere kadar gözyaşımla suladım.
    Öyle dallandı ki içimdeki hüzün, bakmadın bile..
    Senden sonra yaşadığım seneler var,
    Biriken bir sürü anı, nasıl izin verdin?
    Sensiz anılar biriktirmeme nasılda göz yumdun.
    Ben her gece yanımda olmandan ötesini istiyorum.
    Ben artık yanında olmak istiyorum.
    Bu dünya kısa kalıyor yaşamak istediklerimin yanında. 
    Sen ahirette de eşlik et bana.
    Ben belki bu şehri unutabilirim ama,
    Ne bu sandalye tepesi,
    Ne uykusuz kaldığım gün sayısı,
    Ne de çığlık attığım o bankı unutmam.
    Ben belki seni unuturum ama,
    Seni sevmenin güzelliği ölsem unutmam...

    1 Kasım 2016 Salı

    HEDİYE

    HEDİYE


          Di'li geçmiş zamanlı sözler verdik birbirimize. Sarılmalıydık bir kez ölmeden önce. Sarılmalı bir dahada bırakmamak şarttı. Nerden bilecektik isimlerimizin ayrı yazılacağını. Bilemedik...

          Ne güzel bir duygu sana ait şeylerin olması. Sen benimsin, unutabilirsin, ben unutmam. Gelmene gerek yok seç bir sokak başı birlikte koşalım aşağıya doğru. Deniz kenarına ilk varan intihar etsin. Sevdiğini ardında bırakmak var mı öyle?

          Beddualar etmek istiyorum sana. Yürüdüğün her yol beni hatırlatsın sana, her çıkmaz sokak beni çıkarsın karşına, musallat olsun ömrüm, deli ömrüne, bir daha bu kadar sevilme, benden başkasına dokunama, kimsenin yüreği dokunamasın sana benden sonra...

          Aramızdaki mesafeyi aşarım ben, birlikte ördüğümüz duvarları maviye boyarım. Karşı karşıya yalnızca sarılırken gelirim, yan yana değil sevdiğim sımsıkı olurum seninle. Umudum karanlığa kafa tutuyor bu ara. Bedenim ölümsüzlüğü perde perde oynuyor. Kapanışa az kaldı...

          Yorulduk, zamanın eşiğinde oturduk ondan bu uğursuzluk.  Bu şehir sıktı artık bedenimi. Sana taşınsam mesela, yüreğinin orta yerinde kamp kursam. Bir ateş yaksam göğsüne, içimiz ısınsa...

          Yazıp da korkaklığım yüzünden sildiklerim çok, senin okumadıkların ve okumak istemediklerin oldukça fazla. Seni sevmek zor iş, biraz yorucu, yinede güzel şey seni sevmek. Benim şehrime sen gülüyorsun diye güneş açtı, sırf senin için masmavi her yanı.

          Kasım'ın anlamı büyük, hayli zor geçer Kasım. Sana sarılırım sanıyordum bu ayda. Boş kalan yanımı tamamlarsın birlikte nefes alırız diyordum. Nefessiz bıraktın beni. Ölürüm sandım, cezalandırıldım yaşıyorum...

          Sarılmalıyım sana, kokun karışmalı deli kokuma. Ayağımı senin ayağında ısıtmalıyım ya da soğuğa alışmalıyım. Ben uykuya dalmadan önce en son seni görmeli, gözlerimi bir tek sana açmalıyım. Sevmeliyim, bir tek seni.

          Birlikte ıslanmalıyız tüm yağmurlarda. Hasta olduğumuzda ellerimizle içirmeliyiz çorbalarımızı. Susmalı ve daha fazla konuşmamalıyız. Sana hediyem olsun hissettiklerim, göğüs kafesime sığdırdığım, yere göğe sığdıramadığım sevdiğim...