30 Ekim 2016 Pazar

Nerede, Ne Yapıyorum?

Nerede, Ne Yapıyorum?

      Ah ah bu deli mavi kız neler yapıyor. Nerede, nasıl, ne hallerde soranınız yok. Size çok kırıldım. Neyse şaka bir yana "neler yapıyorum" konseptli bir yazı yazmak istedim. o nedenle klavye başındayım. O halde bir kaç ana başlık ile anlatmak istiyorum. Hadi başlayalım...



    MEMLEKETTEYİM...

      2 gün oldu geleli. Ordu'dayım şuan. Aslında daha erken planlamış hatta biletimi dahi ayın 22'sine almıştım fakat bazı problemler nedeniyle olmadı. Ama o kadar özlemişim ki anlatamam. Babam ile buluştuk normalde aramız biraz limoniydi ama ilk sarılmada herşey şerbet gibi oldu. Babama çok kırgındım ve ondan af dilemeye geldim. Beni affetti.

      Hava oldukça soğuk bu yüzden lahana gibi giyiniyorum dışarı çıkınca. Büyükleri ziyarete gittim. Bu ziyaret oldukça neşeli geçti. Birazdan ufak tefek ayrıntılar vereceğim. Bu arada teyze oldum. Bebiş aynı ben, çok tatlı birşey yaaaa. Hehheeh....


      DÖVME YAPTIRDIM....
   
      11 Ağustos tarihinde uğuruna çok inandığım bir simgeyi boynuma dövme olarak yaptırdım. "Düş Kapanı". Aslında bu tarz şeylerin kararını çok düşünmeden veriyorum sanırım bu yüzden oldu.

      Asıl komedi şu  ki. Anneannem bana sarıldığı esnada gördü ve efsane bir tepki verdi. "Yavrum boynunu bir yere mi vurdun kararmış (annem ışıkları açar) Bu şekil ne böyle . Valla bu kız İstanbul'da bozmuş kendini.  Kızım acık dikkat et her yerine çivi(piercing) taktırmış. Allah'ım bu kızı kim alacak. Yemin ediyom evde kaldı" Anneannem konuştu ben gülmekten yarıldım diyebilirim. Yine de haklı tabiiiii. Evde kaldım...


      SEVGİ NEYDİ; EMEKTİ....

      Ah şu papatya falları, başka bahara kaldı... Sanırım çok sevince insanlar korkuyor. Yaşadığım bir çok kötü tecrübeden dolayı oldukça endişe duyduğum ve beceriksiz olduğum bir konu bir ilişkiyi sürdürmek. Haliyle hayatımı düzene soktuğumu düşündüğüm bir anda bende kuvvetli başlayan sevgi karşı tarafın istikrarı sayesinde son buldu. Siz siz olun neye inanir ve sever iseniz peşinden koşun sonuna kadar. Mesaj atmaktan, aramaktan asla vazgeçmeyin. Abi sevin işte geberene kadar. Ne yani adınız gurursuz mu olur. Olsun!!!



      HOBİLERE KIŞ GELDİ...

      Ah ah bir sürü şeyden vazgeçtim. Bir hayli değiştim. Daha az dışarı çıkıyorum. Daha az geziyorum. Geçenlerde bir arkadaşım sayesinde "Bir Fidan Dik" projesi kapsamında güzel bir etkinliğe katıldım. Ağaç diktik ve bize akasya tohumu verdiler. Ben çiçekleri öldürmekten çok korkarım bu yüzden evde hiç saksı bile yoktu. Projeden bir arkadaş ile saksı alıp akasya tohumunu ektik. Ben unutsam dahi arayıp hatırlatanlar oluyor. Umarım umut olur bu çiçek bana.

      Çocuk Esirgeme Kurumuna daha sık gidiyorum. Aslında Enes adında büyümüşte küçülmüş bir çocuğu görmeye gidiyorum. Nerden baksanız 3 gün ara ile gidiyorum. Adımı tam söyleyemiyor ama o yarım yamalak söyleyişi yok mu, adımı bu kadar anlamlı duymadım kimsenin ağzından. Bu ara gidemeyeceğim umarım üzülmez.

      Deli gibi kitap okuyorum. Boş vaktim çok, Sahaf sahaf geziyorum. Kafeler bile kitap kokulu oluyor. Bir sürü dergi aldım ve öyle birşey farkettim ki bir an duygusal oldum. İlkokulda Türkçe dersimize giren bir hocamızın çıkardığı bir dergi vardı "Kertenkele" diye, halen çıkıyormuş, çok mutlu oldum, şaşırdım ve hemen aldım.



      GELECEĞİM, GELMESE Mİ?....

      Artık harekete geçmem lazım. Boşa geçirdiğim her saniye bana zarar veriyor. İlk olarak dönüşte sıcak denizlere inmeyi planlıyorum. Kısmet olmazsa İstanbul'a sonsuz bir dönüş var. İngiliz Dili ve Edebiyatı okumayı planlıyorum. Özel üniversite olacağı için hazırlıklara başladım. Kurs geçmişim de olduğu için kolay bir bölüm olacak diye düşünüyorum. Umarım yanılmam.

      "Bloggerlar Buluşuyor" tarzı bir etkinlik yapmayı planlıyorum. Çok zor ve biraz gaza gelmem lazım aslında. Hem kaynaşma hemde birbirimizi daha yakından tanımak için mükemmel bir etkinlik olabilirdi. Dedim ya çok zor, şuan için sadece bir düşünce.

      Sevdiğim adama evlenme teklifi edeceğim. Hahaha valla beklemekle olmuyor dermişim. Tabiki böyle birşeye cesaret edemem, yani şuan için. Bir umudum vardı ama o da bana gerisin geri kargo ile döndü. Sanırım Sabahattin Ali'nin dedigi gibi "Sonra çıkıyorsun dışarı,bakıyorsun güneş hala tepede. Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: Ne yapalım, kısmet değilmiş"

     Ben çok eğlendim. Umarım okurken sizde eğlenmişsinizdir. Sevgiler, saygılar sunuyorum...

29 Ekim 2016 Cumartesi

Hiçliğe Bir Biletim Var

Hiçliğe Bir Biletim Var



      Bu sabah kendi bavulumu kendim taşıyınca anladım ki büyümüşüm. Eğrilerle doğrularla bir ömür tüketmişim. Bir tek ben miyim çocukluğuma özlem duyan bilmiyorum inanın. Ama eski beni çok özlemişim.

     Uzak bir yere gidersem beni merak eden annemi, valizimi taşıyan ve her anımda yanımda olan babamı çok özledim. Babamın pantolonunu tutarak yürüdüğüm o günleri çok özledim. Bir mucize olsa. Bazı şeyleri düzeltmek için elimden ne geliyorsa yapardım.

      Ben yine evimizdeki komidinin boyumu aşmasını istiyorum, dertlerim olmasın boyumu aşan. Yine yeniden ana kuzusu olmayı istiyorum. Aileden ayrılmayı iple çeken bir aptal olmak istemiyorum. Yoruldum artık.

      Babamın saçlarımı taradığı zamanlara dönmek istiyorum. Saçlarımı koklayan bir tek babam olsun, ne pazartesi umrumda ne cumartesi. Haftanın hangi günü olursa olsun.

      Akşamları kestane pişirilen, portakal kabuğundan oda parfümü yapılan zamanları, bilye, taso gibi oyunları zevkle oynadığım o günleri özledim. Her bayram ailecek yapılan kahvaltıları, dedemin beni kızım diyerek sevdiği o günlere dönmek çok zor değil mi?

      Bunaldım koca kalabalık bir şehrin, bana ait olmayan yükünü çekmekten. Şimdi bir dilek hakkım olsa, hiçbir şey hissetmemeyi dilerdim...

28 Ekim 2016 Cuma

Amanda'nın Güncesi Final

Amanda'nın Güncesi Final


       Robert'ı görmek için yanına gitti. Onu sürekli öptü. Gözlerini, burnunu, dudaklarını, yüzünü ve gamzelerini. Ağlıyordu ve acısı Robert'ın yüzünü de ıslatıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. O gece onu son görüşü olduğunu bilirmişcesine sarıldı sürekli Robert'a. Doktorundan izin aldı ve yanında uyudu. Sabah uyandığında Robert daha da kötüydü. Organların çoğu kansız kalmıştı. Organ bağışı şansı giderek azalıyordu.

      Amanda Robert'ın organlarını bağışlamaya karar vermişti. Gerekli testler yapıldı ve Robert'ın yalnızca kalbi ve korneasının kullanılabilirlik durumu olduğu anlaşıldı. Nakilin yapılacağı gün oldukça üzgündü kadın. Robert'ı son kez öptü ve Ameliyathaneye uğurladı. 

      Nakil sonrasında yakın bir arkadaşından cenaze işleri için  yardım istedi. Robert için defin işlemlerini halletti. Ve onu toprakla buluşturdu. O kadar üzülüyordu ki artık ağlanacak acı ve gözyaşı kalmamıştı. Her sabah gelip toprağını suluyor, mezarına çiçek bırakıyor ve hayatı sorguluyordu. Sanki Robert uyanacak ve "Amanda bu da şakaydı, hadi yatağımıza dönelim" diyecek gibi geliyordu.......

      Kapının çalışı ile kendine geldi kadın. Sara "dur ben bakıp geliyorum" dedi. Olanları hatırlamak Amanda için çok zordu. Aradan 1 yıl geçse dahi bir acı ilk günki kadar acıtabiliyormuş. Sevdigi adamı toprağa vermenin ne kadar zor olduğunu biliyordu. Hayatta ölümden daha ciddi bir konu olmadığının da farkındaydı. 

      Sara yanında 19 yaşlarında bir kız ile içeri girdi. Kız "Bir senedir sizi arıyordum, Tanrım şükürler olsun onu buldum. Ben Alma Robert'ın kalbini bağışladığı kişiyim. Teşekkür etmek için geldim" Amanda daha ona adını söylememişti ama Alma onun hakkında herşeyi biliyordu. Tanrım nasıl olabilirdi ki bu. Amanda sert bir tavırla küçük kıza döndü ve "Adımı nerden biliyorsun, beni nasıl buldun" Kadın gülümsedi; "sana Robert'ın kalbinin halen yaşadığını beni sana getirdiğini söylesem ne dersin?" 

      Amanda oldukça şaşkındı. Böyle birşey olabilir miydi gerçekten. Alma Robert'ın halen Amanda'yı ilk günki kadar sevdiğini söyledi. Amanda ağlıyordu. Çok şaşkındı ve ağlamaya başladı. Aniden Alma'yı omzundan tuttu. Kulağını Alma'nın göğsüne yasladı. Halen atan kalbini duyunca Robert'ın göğsüne yaşlandığı günleri hatırladı. Alma'ya sarıldı ve teşekkür etti. 

      Aradan 4 ay geçti. Alma sürekli Amanda'yı ziyarete geliyor ve birlikte Robert'ın mezarını ziyaret ediyorlardı. O parka gidip suya bir avuç para attılar ve özgür olmayı dilediler. Amanda tüm bu yaşadıklarını kaleme aldı. Şuan satış rekorları kıran bir kitabın baş kahramanı ve o artık özgür. Robert'ı unutmadı ve hayatına kimseyi almadı. Yalnızca artık eskisi kadar acıtmıyordu yaşanılanlar. 

      Siz hiç sevdiğiniz insanları toprağa teslim ettiniz mi? Ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Peki ya bu duyguya alışmak ne kadar zor biliyor musunuz? Gerçek aşkların hepimizi bulmasını dilerim. SON...


Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın

Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Mavi'den Dörtleme; Youtuber'lar

Mavi'den Dörtleme; Youtuber'lar


      Merhaba mavi kelebekler . Bugün size yeni bir dörtleme yapmak için saat 20:00 da klavye başına oturdum . Fakat bir türlü yazımı tamamlayamadım. Bende tamamını sildim. Aslında başta konum en çok takip ettiğim 4 Edebiyat dergisiydi. Ama 3 tane buldum ve bir türlü 4. dergiyi yazamadım. Aslında bir sürü yazabilirdim ama sürekli takip etmediğim bir derginin listemde olmasını istemedim. Yine çok konuştum değil mi?

      Kısaca konumu değiştirerek en çok takip ettiğim 4 youtuber'ı yazmaya karar verdim . Umarım beğeneceğiniz bir yazı olur. Hadi başlayalım...

     1. Orkun Işıtmak

       Size şimdi oturupta Orkun Işıtmak kim anlatmayacağım. Ama merak edenler BURADAN bakabilir. Onun dışında başlarda oyun videoları çekiyordu o zamanlar pek sevmiyordum . Ama şimdi çok eğlenceli videolar yapıyor . Özellikle sokak röportajı yaptığı bir video da zombi virüsü espirisine çok gülmüştüm . Samimiyeti ve mizaci videolarına alenen belli olan çok farklı birisi. Kanalına abone olmak isteyenler buradan ulaşabilir.



    2. Ruhi Çenet
   
      1990 Aydın doğumlu bir youtuber Ruhi Çenet. İşin net yanı etkileyici bir sesi var. Eminim ki oda bunun farkında. Kolayca dehşete kapılacağımız videolar hazırlıyor. Genel olarak bilgi veriyor ve "vaayyy böyle şeyler de mi varmış" dedirtiyor .  Ciddi bir izleyici kitlesine sahip. Bende sıkılmadan takip ediyorum.
Sizlerde takip etmek isterseniz BURADAN ulaşabilirsiniz .


    3. Merve Özkaynak

     Makyaj ve moda videoları ile tanıdığım iyi bir youtuber. Ben bir çok videosunu severek izliyorum ama Orkun'u Jokere çevirdiği video oldukça komik . Samimiyeti videolarını izlenilir kılıyor. Ben iyi bir takipçisiyim sizde kanalına  buradan abone olabilirsiniz.


    4. Enes Batur

      Son olarak gülmeme challengelar ile ünlü komik bir youtuber olan Enes Batur'dan bahsedeceğim . Kendisinin tüm videolarını izledim sanırım . Biraz peltek konuşuyor ama komik çocuk . Takip etmek isterseniz kanalına buradan abone olabilirsiniz .


      Evet mavi kelebekler  umarım beğenirsiniz . Ben yazarken oldukça eğlendim. Biraz gülmek ve ruh halimden kurtulmak için böyle bir paylaşım yaptım . Sevgiler , saygılar sunuyorum...

27 Ekim 2016 Perşembe

Amanda'nın Güncesi 7

Amanda'nın Güncesi 7


      Aradan 4 ay geçti, Robert'a biçilen ömrün üzerinden de aylar geçmişti. Robert bu duruma alışmaya başlamıştı . Amanda bazen yoruluyordu fakat sevdiği adam için her şeyi yapabilirdi. Doktor haftada bir kez gelip Robert'ı muayene ediyor, Amanda ise egzersizlerini yaptırıyordu.

      Gece olmuştu. Robertın yanına uzanmış, gözlerinin içine dalıp gitmişti genç kadın. Öyle aşk dolu  bakıyordu ki. Robert'ın gözlerinden ufak tefek yaşlar akıyordu. Amanda eliyle sildi gözlerini ve gözlerinden öptü genç adamı. Göğsüne başını yasladı ve uykuya daldı.

      Amanda aniden uyandı, Robert zangır zangır titriyordu . Hiç sesi çıkmıyor ve vücudu buz gibiydi . Hemen Ambulans çağırdı ve hastaneye götürdüler. Robert tekrardan bir nöbet geçirmişti. Bu durum Amanda'yı oldukça korkutuyordu. Ağlaması bir türlü kesilmiyordu. 1 saat olmuştu fakat daha içerden haber gelmemişti. İyice korkar olmuştu Amanda. 

      Yoğun bakımın kapısı açıldı ve çıkan doktordu. Amanda Robert'ın nasıl olduğunu sordu. Oldukça endişeliydi. Doktor genç kadını odasına davet etti. Ciddi bir durum olduğu belliydi. Amanda ağlıyor ve çok korkuyordu. 

      Doktor üzgün bir tavırla anlatmaya başladı; "Bak kızım Robert bu kez çok ciddi bir nöbet geçirmiş, ciddi sinir defekti vardı, solunum kasları baskılanmış bu yüzden nefessiz kalmış, getirir getirmez solunum cihazına bağladık ama çok geç kılınmıştı, beynin ciddi bir bölümü oksijensiz kalmış. Bundan sonra uyanması imkansız, sinir harabiyeti çok fazla olduğundan tam emin olmasakta beyin ölümü gerçekleşmiş diyebiliriz. Gerekli testler yapılınca tekrar konuşuruz ve eğer sende kabul edersen organ bağışı yapabiliriz" 

     Amanda doktor sözlerini bitirir bitirmez yığılıp kaldı. Gözlerini açtığında yine Acil servisteydi. Olanlara halen inanamıyordu. O kadar çok sakinleştirici yapılmıştı ki genç kadının hiç hali kalmamıştı. Robert'ı görmek için yanına gitti. Onu sürekli öptü. Gözlerini, burnunu, dudaklarını, yüzünü ve gamzelerini. Ağlıyordu ve acısı Robert'ın yüzünü de ıslatıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu...


Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Cehennem

Cehennem



İçimde söyleyemediğim, konuşmanın hayli zor olduğu şeyler taşıyorum. Çığlık atmak istiyorum. Ama ne fayda insanlar sağır. Yaşamak istiyorum artık. Bu mezardan kurtulmak. Ama olmuyor. Yüreğim deli deniz, aklım dipsiz kuyu. Bilmediklerim çok fazla...

Bilmek istemiyorum bugün günlerden ne. Sahi biz hangi aydayız? Balkonda oturmuş ölümü düşünüyorum. Bugün ölürsem ne kadar eksik kalacak herşey. Ya bugün hiç olmadıysa, biz aslında zaten yaşamıyor sadece rüya görüyorsak. Tanrım aklım karman çorman oldu.

Bir nedene sığınıyorum yine. Boyuna açılmış dar bir mezar içindeyim. Hadi ama bu mezar bana ait değil . Başkalarının cehennemini ne çok sahiplenmişim böyle. Yanık içinde insalar görüyorum, kaynamış kanları akıyor önüme, dokunuyorum.

Bir..iki..üç hayat başa sardı yine. Aynı dar mezar ve suratı asık günahkarlar. Hadi bu  gece ölelim yine. Karamsarmışım öyle diyor canına yandığım. Yanlış zamanda doğmuşum arkadaşım. Değeri ölçülemeyen şeylerin kara borsada ucuza kapatıldığı zamanlar bunlar.

Bugün günlerden yalan, aylardan ihanet olsun. Bırak daha da küçülsün hayat. Bırakın huzur bulsun toprağa bağlanmış gövdem. Bırakın gideyim artık. Saat epey geç oldu. 

Sizsiniz tamam. A dediğiniz doğru, B dediğiniz emir olmuş . Tamam kabul sizsiniz . Lakin dokunmayın bana. Küçük dünyamı anlamaya da çalışmayın... Bitti... 

26 Ekim 2016 Çarşamba

Amanda'nın Güncesi 6

Amanda'nın Güncesi 6


      Amanda doktora döndü ve ağlayan ses tonu ile "Doktor bey ne olursunuz iyi bir haber verin. Ne olur iyi olduğunu söyleyeyin". Doktor genç kadının omzuna elini koydu ve;  " Sakin ol kızım Robert yaşıyor, bir atak geçirdi, tümör beyin sapına baskı yaptığı için ciddi bir sinir harabiyeti oluşmuş, bir daha yürümesinin imkanı yok" 

      Amanda oracıkta yığılıp kaldı . Neler oluyordu , kalbi neden bu kadar hızlı atıyor ve ona acı veriyordu anlamaya çalışıyordu. Bir anda çığlık attı, bağırdı ve daha çok bağırdı , içindeki acı dışına çıkana kadar. Amanda'yı alıp Acil Ünitesine götürdüler ve bir sakinleştirici yaptılar. Kendine geldiğinde olanların rüya olmasını diliyordu. 

      Yoğun Bakım Ünitesinin kapısına geldi genç kadın . Derin nefesler aldı ve Robert'ı görmek için izin istedi. Yanına girdiğinde Robert uyuyordu. Yatağın kenarına oturdu elini tuttu, elini öptü defalarca , sessizce ağlıyordu genç kadın, gözyaşları Robert'ın elini ıslatmıştı. Daha ne kadar dayanabilirdi ki bu acıya...

      Robert uyandı, sadece başını oynatabiliyordu, derin ve yorgun sesiyle; "İyiyim bişeyim yok benim, yakında eskisi gibi olur, sana gıcıklıklar yapmaya devam ederim" dedi. Amanda'nın gözyaşlarını ufak tefek gülümsemeler böldü . 

      Yoğun bakımdan çıktı, 10 gün kadar serviste yattı ve fizyoterapistler tarafından kaslarını rahatlatmak için egzersizler yaptırıldı. Sonrasında eve gönderildi. Amanda Robert için tekerlekli sandalye satın aldı. Uzunca bir süre evden çıkmadılar. Bolca vakit geçiriyorlar ve birbirlerine daha da bağlanıyorlardı. 

      Amanda Robert'ın banyosunu dahi yaptırıyor tüm zor anlarında yanı başından ayrılmıyordu. Robert  utancını gizleyemiyordu ama elinden birşeyde gelmiyordu. Sabah Amanda hazırlık yapmıştı, üzerini giydirdi ve Robert'ı pikniğe götürdü . Parka gidip yine dilekler dilediler, bu kez bir avuç dolusu 5 cent attılar suya. 

      Herşey umut doluydu, tıpkı kalpleri gibi. Yaşamanın tadına varıyorlardı. Aradan 4 ay geçti, Robert'a biçilen ömrün üzerinden de aylar geçmişti...


Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın

25 Ekim 2016 Salı

Konuk Yazar/ Gençlerin Yüzde 45'i Yatağa Telefonla Giriyor

Konuk Yazar/ Gençlerin Yüzde 45'i Yatağa Telefonla Giriyor

      Çağımız teknoloji ve bilim çağı.Bilim ve teknoloji sağlıklı ve doğru işlerde kullanıldığında tabi ki faydalıdır.Ama bilim ve teknolojiyi ne kadar doğru ve iyi yönde kullanıyoruz.Akıllı telefonlar,bilgisayarlar,ipadler  derken teknoloji bağımlısı bir nesil ortaya çıktı.Elinden akıllı telefonunu bırakmayan sürekli sosyal medyada gezinen akıllı telefonuyla uyuyup akıllı telefonuyla uyanan insanlar..

      Çağımız teknoloji ve bilim çağı.Bilim ve teknoloji sağlıklı ve doğru işlerde kullanıldığında tabi ki faydalıdır.Ama bilim ve teknolojiyi ne kadar doğru ve iyi yönde kullanıyoruz.Akıllı telefonlar,bilgisayarlar,ipadler  derken teknoloji bağımlısı bir nesil ortaya çıktı.Elinden akıllı telefonunu bırakmayan sürekli sosyal medyada gezinen akıllı telefonuyla uyuyup akıllı telefonuyla uyanan insanlar..



      İngiltere’de yapılan bir araştırmada bunu açıkça ortaya koyuyor.Dijital Farkındalık Ajnası tarafından yapılan bir araştırmaya göre 11-18 yaş arası gençlerin yüzde 45’i yatağa girdikten sonra da cep telefonlarıyla meşgul oluyorlar.2 bin 750 gencin katılımıyla gerçekleştirilen anket şeklindeki araştırmada gençler bu durumun okul başarılarını etkilediğini kabul ediyorlar.








      Uyumadan önce akıllı telefonunu kontrol eden gençlerin yüzde 94 ‘ü sosyal medyada  zaman geçirdiklerini ifade etti.Gençlerin yüzde 10’u ise eğer cep telefonunu kontrol etmezlerse strese gireceklerini belirtti.
   
      İngiltere Dijital Farkındalık ajansının kurucularından Charlotte Robertson, "Şu an dünyanın en önemli konularından biri sosyal medyadaki tüketim ve bunun fiziksel ve duygusal durumumuzu nasıl etkilediği. Çocukların çoğu sabah uyandıklarında 100'ün üzerinde bildirimle karşılaşabiliyor. Gece geç saatle online olabilmek ve anı kaçırmamak onlar için oldukça önemli. Araştırmalar telefonlarını sürekli kontrol etmek isteyen çocukların yaşıtlarının gündeminden geri kalmama dürtüsünü taşıdığını gösteriyor" dedi.



DİJİTAL DETOKS İÇİN 10 ÖNERİ

      Konferans komitesi gençlere daha başarılı bir eğitim ve sosyal hayatı için dijital detoks yapmasını önerirken bunu sağlamaları için 10 tavsiye verdi; 

1- Uyumadan 90 dakika önce telefonla ilişkinizi kesin
2- Telefonu daha az kontrol etmek istiyorsanız bildirimleri kapatın ve uyumadan önce cihazı uçuş moduna alın.
3- Uyku esnasında sizi rahatsız edebilecek mavi bildirim ışığını kapatın
4- Telefonunuzu keyfi olarak kontrol etmeyi bırakın
5- Cihazı göremeyeceğiniz, duyamayacağınız hatta mümkünse ulamayacağınız bir yere bırakın
6- Günlük telefon kullanım kaydınızı tutan uygulamalar kullanın. Örneğin RealizD ve Moment gibi uygulamalar telefonu kullandığınız süreyi gösterir. 
7- Gün içerisinde belirli aralıklarla telefon ve diğer teknolojik cihazların kullanımını durdurun.
8- Alışkanlıklarınızı değiştirin, örneğin yatmadan önce telefonu bıraktığınız 90 dakikada kitap okuyun.
9- Telefonu neden kullandığınız hakkında yeniden düşünün ve motivasyonlarınızı gözden geçirin
10- Eğer bunlardan herhangi birini yapabilirseniz başardıklarınız için kendinizi ödüllendirin.

      Araştırmanın sonuçları gerçekten çarpıcı.Ama ülkemizde bir araştırma yapılsa bu sonuçların yüzde 45’in çok üzerinde çıkacağından eminim…         
      MAKİNA HOCAM blogunu takip edebilirsiniz.

FACEBOOK İNSTAGRAMTWİTTER ve GOOGLE PLUS hesaplarını takip edebilirsiniz.
Amanda'nın Güncesi 5

Amanda'nın Güncesi 5


      Sabah olunca Amanda'yı yanında göremedi genç adam. Kalktı ve balkona çıktı fakat orada da yoktu. Bir anda bir sesle irkildi. Amanda ona sesleniyordu, koşarak gitti ve hazırlanan kahvaltıyı görünce çok şaşırdı.

      Amanda Robert'a döndü ve "hayatımda ilk kez biri için kahvaltı hazırlıyorum" dedi. Ve doğruydu da. Robert mutluluğunu gizleyemedi ve sarıldı genç kadına. Nasıl da güzel kokuyor diye geçirdi aklından. Kahvelerini alıp balkona çıktılar. Robert biraz endişeliydi.

      Robert dayanamadı ve "benim yanımda olmak zorunda değilsin. Kendini zorunlu hissetme. Ben iyileşemeyeceğim, hatta ileriki dönemlerde yürüme, yutma belki de nefes alma yetilerimi kaybedeceğim" dedi.

      Amanda gülümsedi ve "önemi yok bunu birlikte atlatacağız ve iyileşeceksin"dedi. Deli ve umut doluydu Amanda. Üzerilerini değiştirip ilk tanıştıkları parka gittiler. Oradaki suya 5'er cent atarak dilek tuttular. Farkında değillerdi ama ikiside aynı dileği diledi. "Sonsuz bir Aşk Olsun Bu" sahilde bir banka oturup konuştular, daha yakından tanıdılar birbirlerini...

      4 ay olmuştu. Genç çift o kadar mutluydu ki hastalık çoktan unutulmuştu. Ama hayat bu kadar mutlu olmalarını çekemez gibiydi. O gece uyumak için yatağa geçtiklerinde Robert terlemişti, el ve ayak parmakları uyuşmuştu. Amanda korku ile ne yapacağını bilemedi ve hemen Ambulans çağırdı. Hastaneye vardıklarında Robert hiç konuşmuyordu. Durdular ve sadece dua ettiler.

      Amanda korkusunu bir türlü atamıyor ve Yoğun bakımın kapısına oturmuş içeriden haber gelmesini bekliyordu. Sürekli ağlıyordu genç kadın. Ve sonunda beklediği oldu. Doktor çıkmıştı ve oldukça yorulmuş gözüküyordu. Amanda doktora döndü ve aglayan ses tonu ile "Doktor bey ne olursunuz iyi bir haber verin. Ne olur iyi olduğunu söyleyeyin". Doktor genç kadının omzuna elini koydu ve...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Ütopya'dan Mimliyoruz

Ütopya'dan Mimliyoruz


      Geçenlerde sevgili Hikaye Kalpli Kadın ile Ütopya'da oturduk çay içiyor, hayatı ve umudu konuşuyorduk. Yazmanın ve okumanın ne asil bir duygu olduğundan bahsediyorduk. Sizden de bahsediyorduk mavi kelebekler. Dedikki bir mim yapalım. Hazır Ütopya'dayız konumuz da mucizeler olsun. Ve siz değerli insanlar ile daha da güzel olacağına inandığımız MİM etkinliğimizi başlatıyoruz. Hazır mıyız? E hadi başlayalım öyleyse.

    1.Mucizelere inanır mısınız? Neden?

      Ben deliyim arkadaşlar ne bekliyorsunuz ki? Tabiki mucizelere inanıyorum. Hatta hayatın en zor anlarda bize mucizeler yatarak yaşamımızı sürdürmemize yardım ettiğine inanıyorum. Mesela paramparça bir kalp ile yaşamaya zorlanmak yerine, yaramızı sarmak için bizlere gönderilenler tamamen mucize benim için.

    2. Şuan bir mucize olsa ne olsun istersiniz? 

      Aslında hayli düşündüm bu soru için. Sanırım Haziran ayına dönmek isterdim. Deli bir kızdan deli bir cevap daha. Aslında nedenini size haykırmak isterdim ama maalesef yapamıyorum. Şöyle ki mutluluğu yakalamışken yapışır, bir dahada bırakmazdım.

    3. Bu kişi/olay/yer benim mucizem dediğiniz birşey var mı? 

      Benim mucizem sanırım soğuyan kalbimi yeniden ısıtan, güldüğünde daha da belli olan, utandığında ise kızaran elmacık kemikleriydi. Şaka gibi değil mi? Aslında değil. Ben ölene dek mucizem diyeceğim kızaran elmacık kemiklerine.

      Eee bu mimi başlattık, ipi teslim de ediyoruz sizlere. Umarım severek yaparsınız. NOT:RESMİN VE BAŞLIĞIN KULLANILMASINI RİCA EDİYORUZ. Sevgiler saygılar sunuyorum...


24 Ekim 2016 Pazartesi

Amanda'nın Güncesi 4

Amanda'nın Güncesi 4


      Gözlerini açar açmaz Amanda'yı karşısında gören Robert endişeli bakışlarını gizleyemedi. Olan biteni öğrenmesinden oldukça korkuyordu. Tiz bir sesle "ben buraya nasıl geldim, bana ne oldu?" diyebildi. Amanda gülümsüyordu.

      Robert onun gülünce çıkan gamzelerini farketti. Bir anda dünya durdu, tüm insanlar yavaş fakat derin nefesler alıyordu, camın dışında güvercin sanki ağır çekimde uçuyordu,  Amanda bir melek olarak gönderilmiş gibiydi. Ne kadar sürdü bu duygu bilinmez ama herşey normale döndüğünde Robert'ın aklı karışmıştı.

      "Ne kadarını biliyorsun" dedi Robert korkuyla. Amanda biraz bekledi ve "anlatırsan hepsini öğrenirim" diyebildi. O gün hiç konuşmadılar. Amanda, Robert'ı kendi evine getirmişti. Ona sıcak bir kahve yaptı ve herşeyi anlatmasını istedi. Oldukça endişeleniyordu.

      Robert beyin sapını tutan ve ara sıra yakın geçmişi unutmasına neden olan bir beyin tümörüne sahipti, tabi kemik ve birçok iç organı tutan geniş metastazları da vardı. İşin net kısmı 6 ay kadar ömrü kalmıştı. Amanda ne yapacağını bilemeden koltuğun üzerine yığılıp kaldı. Anlam veremiyordu tüm bu olanlara.

      Ağlamaktan yorulup sadece bir noktaya bakıp duruyordu genç kadın. Robert omzuna dokundu ve uyuyalım dedi. Amada bir anda irkildi ve Robert'a sarıldı. "Uyuyalım ve uyanınca herşey düzelsin" dedi. Robert bunları birçok kez denemesine ragmen hüsrana uğramışçasına sıkıca sarıldı kadına ve ağlamaya başladılar.

      Yatağa uzanıp kadına sıkıca sarıldı Robert. "Bu gece ölürsem, mutlu öleceğim" dedi. Sabah olunca Amanda'yı yanında göremedi genç adam. Kalktı ve balkona çıktı fakat orada da yoktu. Bir anda bir sesle irkildi....

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Keşke Şair Olmasaydım

Keşke Şair Olmasaydım


Aşık Ahmet Sajida'nın mezarı başında...

      Keşke konuşmasaydım bu kadar, boğazıma geçirilen urgandan kurtulmak için bu kadar debelenmeseydim, ölüme koşar adım gitseydim. Keşke şair olmasaydım, afilli cümleler kurup kendime 5 perdelik bir son yazmasaydım. Keşke şair Ahmet yerine yine Topal Ahmet deselerdi...

      Boğazım düğümleniyor anlatırken, Ah Sajida seni keşke bu kadar sevmeseydim. İşin içine sen girince kendiliğinden devriliyor cümleler. Sen olmasan olmayacaktı bu, sen bütün kelimelerimle kafiyelisin. Ah beyaz eşarplı deli kadın, yüreğimi de kendini örttüğün gibi örtüşünü nasıl olurda unuturum...

      Aşık Ahmet diyor mahalleli, şair diyor ben bu sıfatları hiç istemedim ki! Ben yine senin Topal Ahmet'in kalsaydım ama sen böyle gitmeseydin. Okuduğum tüm şiirler sanki sana söylenmiş, sanki tüm şairler ile aldatmışsın beni. Sanki kilitli kapının ardındaki Mona Roza sensin, satır satır "keşke yalnız bunun için sevseydim" diyen Cemal Süreya'nın her dizesi seni anlatıyor.

      Küfürler ediyorum, seni bana getirmeyen her sokak başına, her yola çıkan bir sana çıkmayan o çıkmaz sokaklara. Sövüyorum gözyaşımı gizleyen hain yağmura... Halbuki gittiğin o günden beri ağlıyorum. Çok ağlıyorum Sajida...

      Gözyaşlarımı silmek istemez misin? Ah Sajida bana bir dakika müsade et ölüp geleyim... Sana dokunamamak çok kötü bir his. Yastığımdaki kokun halen duruyor, yatağımız sıcak be kadınım. Daha bir iki bahar görecektik seninle, ne gerek vardı ölüp gitmeye...

      Ne yapsaydım başka bir kadına müsade edemem kokunu dağıtsın, istemem onu gece yatağı ısıtsın. Ah Sajida ne büyük günahlar işledim, seni benden alan Tanrı beni yaşamaya zorladı... Bu sana bilmem kaçıncı vedam be sevdiğim. Şimdi buna ne gerek vardı...

23 Ekim 2016 Pazar

Amanda'nın Güncesi 3

Amanda'nın Güncesi 3


Genç adam bakışlarını bir türlü çekemiyordu Amanda'nın üzerinden.  Daha fazla dayanamayıp parmağını şıklatarak halen yaşayıp yaşamadığını kontrol etti genç adamın. Kendine geldi ve " özür dilerim, ben sadece bir an rüyadayım sanmıştım" 

Kendini tutamayıp gülümsüyordu kadın. Adam biraz rahatsız olduğundan ve buraya dilek tutmak için geldiğinden bahsediyor. Aslında olan biten ne varsa anlatıyordu Amanda'ya, ufak tefek şeyleri gizleyerek. 

Her sabah buraya saat 9 gibi geliyor ve tam 09:45'te suya 5 cent atıyordu. Amanda bu kadar anlamlı olacağını bilemezdi. 

Yıllar önce babası, annesini bu parkın girişinde bekliyormuş, saat 9'a varmadan gelmiş ve bir an dahi şikayet etmeden beklemiş. Saat 09:45'te parkın karşısında görmüş onu, el sallamış ve ona doğru yürümeye başlamış hızla gelen bir araç annesine çarpmış ve ölümüne sebep olmuş. Robert daha 11 yaşında iken annesiz kalmış.  Çarpma esnasında annesinin cebinden 5 cent düşmüş Robert'ın babasının önüne. Yıllarca her gördüğüne anlatmış bu olanları yaşlı adam. Ve bu acıya daha fazla dayanamamış, oda bu dünyadan göçüp gitmiş. 

Amanda'nın gözlerinden akan yaş Robert'ı oldukça etkilemiş olacak ki genç kıza dönerek 'sen benim dileğimsin" dedi.  Annesini ondan ayıran 5 centi suya atıp, babası ile annesi kadar büyük aşk yaşayacakları bir kader ortağı arıyordu. 

Bu olaydan sonra her hafta düzenli olarak buluştular ve hayattan bahsetmeye başladılar. Her ne kadar bu olaydan hoşnut olsalarda, içinde bulundukları belirsizlik onları hayatı sorgulamaya itti. Bir sabah Robert yine erkenden gitmiş Amanda'yı bekliyordu. Bir anda gözlerinin önünde bolca ışık gördü ve çığlık attı, sonrasında yığılıp kaldı genç adam. Gözlerini açtığında hastanedeydi. Amanda ise başucunda çaresizce onu izliyordu. Hayat ne garip...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Mümkün Değil...

Mümkün Değil...


Yazılan her şey silinebilir. Okuduklarımı unutabilirim, yaşananların üstesinden gelirim...
Ama hissettiğim şeyleri silip atamıyorum. Kırılıyorum parçalanıyorum ama katilimi halen kendi içimde görüyorum. Ne alçak  bir his hatırlamak seni. 

Ah hüzün ile hatırlamak seni... Bazen yürürken, ara sıra koşarken, ayakta dururken veya yatarken her olaya musallat etmişim seni, ömrün ömrüme musallat olmuş. 

Sen benim tek dayanağım olabilir misin gerçekten? Sen gidince aksamaya başladı bu yürek. Nefes aldığım andan itibaren derin bir acı ile oturmuşsun yüreğime. Seni sevmek ne zahmetli iş böyle. Seni sevmek ne zor...

Kendimden uzaklaşmak istedim bir dönem, bir dönemde kendimi bulmak, sarılmak istediğim anlar çok oldu, şuan tek istedigim derin acılar ile göğsüme işlenen adını söküp atmak içimden. Derin bir nefes almak ve hiç ağlamamak. Mümkün mü?
Mümkün Değil...

Konuk Yazar- Rüzgar Ç

Konuk Yazar- Rüzgar Ç


Tüm sosyal hesaplarımdan paylaştığım bir durum vardı Konuk Yazar olayı.  Ilk dönüşümü aldım ve sizi Rüzgar Ç'nin güzel paylaşımı ile başbaşa bırakıyorum. 

⛾ ⛾ ⛾ ⛾
Bir, iki geri üç ileri hayat...
Aldığımız her nefeste olduğumuz yerde saymaya niyet etmiş bir halimiz var. Tavrımız neye ve kime? Yaşamak isterken, acı yanlarımıza mı? Yoksa, hikayesi bitmiş hayatlarımıza mı?
Farklı pencerelerden bakmaya çalışmayın. Hayat bana çıplak, size müstehcen mi? Sanmıyorum... Eğer olmadıysa tekrar sayıp sorabilirim. Bir, iki, üç... Hayat bana çıplak, size müstehcen mi? Sonuç aynı değil mi? Bende öyle düşünmüştüm.
Teselliler yalan. Tecrübeler sabit başlık. Alıyorlar bizden umutlarımızı. Alsınlar! Tecrübe dediğim şeyin anlamını öğreniyoruz. İade mi? İrade mi? Seçimi yapma seçeneği veriyor. Tecrübe iade olur ise her şeye canınız yanar. Kahrolur, mahvolursunuz. İrade olursa seçenek, alışıyorsun bütün kötü sonuçlara.
Zaman bu süreçte geçtikçe tabi his'siz oluyorsun. Saçma sapan tepkiler vermiyorsun, olaylar karşısında. "Normal" diyerek içinden geçiyorsun. Valla bak! Ben yaşadım biliyorum. Daha doğrusu benim gibi yaşayan herkes biliyor.
Bizim gibi olmayan insanlar bundan dolayı sevmezler bizi. Aslında "Biz çok normal insanlar değiliz." , "Sizin de çok normal olduğunuz söylenemez." . Sadece kederli akşamlar da rakı'ya, sigara'ya, Neşet Ertaş'a müptela olurken bizler, sizin ne yaptığınız belli değil.
Bu hayatta tecrübe tek bir şeyde işe yaramıyor. Sevda! Söz konusu sevda olunca sabit kalıyorsun zamanda. Karanlık bir boşluk içerisinde, yer çekimsiz hayat yaşamaya başlıyorsun. Ne kadar çıkmak istersen, o kadar dibe gidiyorsun.
Diyorum işte;
Bir, iki geri üç ileri Hayat...
Rüzgar Ç.
⛾ ⛾ ⛾ ⛾

Kendisini İNSTAGRAM ve FACEBOOK   hesaplarından takip edebilirsiniz.
Sevgiler, saygılar sunuyorum 

22 Ekim 2016 Cumartesi

Amanda'nın Güncesi 2

Amanda'nın Güncesi 2


Sara öylece durmuş izliyordu genç kadını. Yaşlar gözlerinden sıralı sıralı dökülüyor, gözlerini kırptığı anda aniden yere yığılıyordu. Derin bir nefes aldı. Ona iki yıl önce yaşananları tam anlamıyla anlatma vakti gelmişti. 

...Rüzgarlı bir Eylül sabahı herkese açık bir parka gitmiş göç eden kuşları izlerken yürüyüş yapıyordu Amanda. Bir sabah bir gariplik dikkatini çekti. Her sabah parka gelen ve önündeki ufak su birikintisine 5 cent atarak dilek tutan bir genç dikkatini çekmişti. 

Günlerce bu genci izledi. Her sabah saat 9 olmadan parka gider ve tam 9:25'te parayı atıp dileğini tutardı. Aslında nedenini çok merak etse dahi uzunca bir süre sadece izlemek ile yetindi Amanda. Bu rutin ve azim acaba ne içindi. 

Bir sabah yine gittiği o parkta göremedi genci. 9:25'i geçeli çok olmuştu ama ne gelen var ne giden. Biraz bekledi ve dayanamayıp evine döndü genç kadın. 

Günler günleri kovaladı aradan koca 1 ay geçti. Halen o gence ne olduğunu merak ediyordu. Bir sabah yine parka gitti ve şaşkınlığını gizleyemedi. Genç adam saçlarını kazıtmış bir halde yine dilek tutmak için gelmişti. Kadın ürkek bir tavırla "iyi misin" diye seslendi. Genç adam irkildi ve tanımadığı bir yüzle karşılaşmanın şaşkınlığı ile bir süre öylece kaldı. 

Adam genç kızın güzel gözlerinden alamadı gözlerini. Saşkın ve umut dolu bakıyordu kadına. Sanki dileği tutmuscasına...


Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın
Amanda'nın Güncesi

Amanda'nın Güncesi


Amanda bir kadeh şarap doldurup terasa çıktı... Sanki gökyüzü ona kızmışcasına gürüldüyor, yeryüzünün kirliliğini ayıklamak için bolca gözyaşı atıyordu. 

Amanda her zamankinden daha da kırgındı. Aslında kırgınlığı Tanrıyaydı. Sevdigi adamı elinden aldığını düşünüyor ve yarım kaldığı için onu suçluyordu. Tam bir yıl olmuştu Robert öleli. Ama ona ilk günkü gibi aşık ve hasret doluydu. 

Teras katında soğuk sandalyeye oturup gökyüzünü izliyor, Tanrının Robert'ı geri vereceğine inanıyordu. Odaya gidip üzerini giydi ve denize yakın bir yere gidip ruhunu dinlendirmek istedi. Belki duman çıkmıyordu ama  içeri yangın yeriydi genç kadının. 

Bir banka oturdu ve derin nefesler aldı. Hayata hep yanlış açılardan bakmanın hüznünü yaşıyordu. Yaptıkları için oldukça pişman bir halde gözlerinden atılan mutsuzluğa engel olamadı. Ağladı kadın, sürekli ağladı. 

Yanına birinin yaklaştığını gördü. Biraz başını kaldırınca en yakın dostu olan Sara'nın onu burda da bulduğunu gördü ve oldukça şaşırdı. Sarıldı ve ağladı dostunun omzunda genç kadın. Sara, Amanda'yı da alıp evine döndü. Sıcak bir kahve yapıp olan biteni sordu. Robert'ın öldüğünden haberi yoktu. Zaten Amanda'yı da 2 yıldır görmüyordu. Amanda olanı biteni anlatmaya başladı...

Bölüm 1 için tıklayın
Bölüm 2 için tıklayın
Bölüm 3 için tıklayın
Bölüm 4 için tıklayın
Bölüm 5 için tıklayın
Bölüm 6 için tıklayın
Bölüm 7 için tıklayın
Final Bölümü için tıklayın

21 Ekim 2016 Cuma

Okudum- Sade Ve Derin- Deep Tone

Okudum- Sade Ve Derin- Deep Tone


Aslında uzun süre önce okuduğum ama yazmak hep bir soru işareti olarak kalan çok tatlı bir kitaptan bahsetmek için oturdum şuan klavye başına. Yanımda bir fincan çayım ve Sevgili Deeptone'un Sade ve Derin kitabı var. Hadi başlayalım o halde. 

Öncelikle kitabı elimize aldığımızda mavi rengin ve derinliğin anlatıldığı bir kapak ile karşılaşıyoruz. Tam başucu kitabı yapmalık. 163 sayfalık bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap. Arka kapakta yer alan güzel sözü yazı sonunda yazacağım. 

 Kitabımız 8 güzel bölümden oluşuyor. Sanat, Aşk, İnsan, Yaşam, Gelişim, Mevsimler, Tarih ve Denemeler.  Tüm bu bölümler içinde de yazılar mevcut. Her bölüm ayrı güzel olsa dahi beni okurken çok mutlu eden 3 bölüm oldu. Aşk, Yaşam ve Denemeler. 

Zaten Deeptone'u okuyanlar için alışık olduğumuz, akıcı, Sade ama derin satırlar. Sizi şimdi kitabın arka kısmındaki o mükemmel satırlar ile başbaşa bırakıyorum. Derin Mavi, Frambuazlı Hayat ve Yani kitapları da okunmak için kitaplığımda. Kitapları kura ile seçtiğim için daha ikisini okuyamadım ama hepsini okuyup incelemesini kendimce yazacağım. Sevgiler, saygılar sunuyorum...

"""Yaptığımız her şey yırtılırcasına gerçek olmalı. Çığlık çığlığa. Yazacaksak iç organlarımızı parçalarcasına yazmalıyız, derimizi soyarcasına...

Okurken de yazarla savaşmalıyız. Öfkelenmeliyiz ona. Ona ter döktürüp sonra teslim olmalıyız. Okuduktan sonra da, yaşarken de dünyaya tekrar dönmek zor olmalı.


Hayat bak!
Dur sen biraz ya da tamam; ya sen devam et ama bir izin ver, sürekli üstüme gelme. Her gün yeni bir şey çıkarma, bir normal ol, aklını başına topla. Bak sen devam et ben şurada ineyim. Daha doğrusu; hemen şu anda uyuyayım, sen yavaşladığında uyanırım.

O zaman uyandır beni,,,,,,

20 Ekim 2016 Perşembe

Kızım'a Kısa Bir Not

Kızım'a Kısa Bir Not


Merhaba mavi kelebekler. Moralim düzelsin diye yakın bir dostumla birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu'nu ziyarete gittim. 21 yaşındayım daha. Ama hep annelik duygusunu merak ederim. Kucağınıza ufacık bir çocuk alıyorsunuz ve cennete kavuşuyorsunuz.  Çok farklı bir duygu sanırım. Çok güzel bir gün geçirdim. Küçüklere masal anlattım, saçlarını ördüm, çikolata yedik ve saklambaç oynadık. Bugünü asla unutmayacağım. 

Peki bu deli neden yine klavye başında mı diyorsunuz? Şu yüzden ben hep kızım olsun isterdim. Böyle gözleri bana çeksin, kocaman gözleri olsun yani.  Neyse ileride doğacak olan kızama(Tabi inşallah diyelim) bir mektup yazmak istiyorum. Yıllar sonra beraber okuyalım, güzel anılar biriktirelim. Artık başlasam iyi olacak. 


Sevgili kızım, kaderin seni kucağıma verdiği o günü asla unutmayacağım. Minicik burnunu ilk öpüşümü ve kokunu ilk alışımı. Nasıl güzel kokuyorsun bir bilsen. Ben hiç bilmem nasıl tutulur bir bebek. Ama sen doğar doğmaz sanki kucağımdaki yerin kendiliğinden oluşuverdi. 


Sırt üstü uzanırken yatakta, göğsüme yatırırdım hep seni. Biraz farklı bir duygu ama alışıyorum galiba. Babanı merak etme oda epey korktu sen doğana kadar. Ama seni ilk kucağına alışında geçti tüm korkusu. Hayatta herşey ne kadar da saçmaymış. Ne kadar deli şeylere üzülüp kırılıyormuşum meğer. Sen doğdun ve sarıldı tüm yaralarım. 



Bizi hiç uyutmuyorsun kızım. Baban çalışıyor ve çok uykusuz kalıyor. Bir tek bende yetişemiyorum artık. E sana da büyü artık diyemem ki. En iyisi alışalım bu duruma. Çok güzel kokuyorsun kızım. Kokun cennete dokunmak gibi, lavanta bahçesinde gezmek gibi kokun. İsmini Eylül verdik, baban ile seçtik,  anlamlı bir ismin var. Sende seçtin bir Eylül geliverdin işte. 

Sana söylediğim ninniye alışamadın. Saatlerce ağlamadan dinliyorsun ama hiç uyumuyorsun. Sahi sen neden uyumuyorsun, çok çabuk acıkıyor ve sürekli bezini dolduruyorsun. Şebeğim benim, evimizin neşesi, çok kıymetlisin, sen bana yeryüzünde verilen cennet gibisin. Babana da benziyorsun gamzeler çıkmış hemen yanağından, elmacıklar zaten çıkık. Bir sakalın yok. Hehehe oda olmasın zaten...

Anne olmak çok farklı bir duygu. Çocuğunun kokusu yaşı kaç olursa olsun asla unutulmuyor. Yurt dışında bir deney yapılıyor. 10 anne yenidoğan bebeğini gözleri kapalı bulmaya çalışıyor. Annelerin hiçbiri yanılmıyor. Cennet onların ayakları altında olmasında ne yapsın. Sevgiler, saygılar sunuyorum...

Mavi'den Dörtleme; Filmler

Mavi'den Dörtleme; Filmler


Selam mavi kelebekler.  Hava oldukça soğuk. Yakın bir tarihte memleket havası çekeceğim içime, onun verdigi hem hüzün, hem de sevinç var. Geri döndüğümde ise ciddi bir koşuşturmaca beni bekliyor olacak. Tabi klavye başına bu yüzden geçmedim. Mavi yeni bir Dörtleme ile sizinle. Hadi başlayalım. 

Bugün konumuz filmler. Ciddi bir film aşığıyım. Genelde sinemada izlerim. Ama bunun dışında evde de bos vakitlerimde oldukça oyalayıcı bir unsur benim için. Ve bugün size top 100 de yapabilirdim ama 4 dedik bir kere. 

19 Ekim 2016 Çarşamba

Herkes, Her Şey, Her Neyse...

Herkes, Her Şey, Her Neyse...


19 Ekim günlerden... Bugün günlerden ne anımsamıyorum. Sabahı gördük, belliki akşamı görmekte farz oldu.  Küfürler ve yakınışlar kesilecek gibi değil. Bu ilkkez olmuyordu sanırım.  Omzumdan ellerime doğru uzanan bir titreme almış vücudumu. Hava soğuk değil...

Hıçkırıklar aldı dört bir yanı. Ufak tefek ağlama sesleri. Size ölümü düşündürenler oldu mu hiç? Tasasız dertsiz bir ölüm. Ve sonsuz bir uyku. Benim artık uykuya ihtiyacım var. Gökyüzünde suratı asık bir mavi, öylece durmuş, yerin kirliliğini izliyor. 

18 Ekim 2016 Salı

SatırArası MİM

SatırArası MİM


      Satır Arası Mim başlayalı epey oluyor. Okumuştum yazılanların çoğunu. Bana denk gelmeyince birazda üzülmüştüm. Emre'ye kızayım biraz. Yahu mim başlatıyorsun bari yapamayanları da davet et. Hehehe şaka şaka.  Sevgili Destino beni unutmamış. Onun da güzel yazısını okumak isteyenler, TIK YAPALIM link üzerinden ulaşabilirler. Eee o halde başlayalım.

17 Ekim 2016 Pazartesi

Sandalye Tepesinde; Sustum...

Sandalye Tepesinde; Sustum...


      Sustum... Sustu kalemim ve sustu tüm satırlar. Konuşulacak tek bir konu kalmadı aramızda. Keskin bir son vermem, bu hikayeye bir nokta koymam daha doğrusu unutmam gerekiyordu herşeyi...

      Sustum... İçimi döksem acı kokacaktı her yer. Ortalık hem karanlık hem de soğuk olmaya başladı. Kısacık ömrüm şu küçücük sandalye tepesinde beklemek ile geçti. Uyumadım, olurda arar ise açmamazlık etmeyim diye... Hiç aramadı...
Damian Marley Kimdir?

Damian Marley Kimdir?


Merhaba mavi kelebekler. Bugün size yeni takıntımdan bahsedeceğim. Takıntı biraz abes bir tabir oldu ama. Her neyse. Takıntım Rasta model saçları ile reggae tarz müzik yapan sevgili Damian Marley. Resmen takılı kaldım adama. 

Peki kimdir Damian Marley? İşte bu sorunun yanıtı; Damian Marley herkesin bildiği, en kötü kulak aşinalığı olduğu Bob Marley'in oğludur. Benimle aynı burç sanatçı, 21 Temmuz 1978 doğumlu. 1996 yılında ilk albümünü yayınlamış,  2001 yılında Gramy Ödülüne layık görülmüştür. 
Matmazel

Matmazel


      Matmazel sağlam bir iç çekiş sonrasında teras katına çıktı. Sürekli derinlere dalıyor ve acaba buradan atlasa ne kadar canı yanar diye düşünüyordu. Kafasını meşgul eden bir konu vardı. "Sevgi"

      Sevilmek nasıl bir eylemdi? Gerçekten birilerinin sevme eylemini başarı ile yerine geçirebileceğine inanmıyordu. Hele birde "Aşk" denilse bir gülme geliyordu...

16 Ekim 2016 Pazar

SatırArası MİM #2

SatırArası MİM #2


      Çok güzel  bir Mim başlamış yine. Ortalıkta dolanıyormuş. Satır Arası denince akla ilk gelen isim Emre tarafından bana da denk gelmiş. Mim için çok teşekkür ederim. Emre'nin Mimi başlatan yazısını da Buradan okuyabilirsiniz.   Eee başlayalım haydi...


   1.Kendini nasıl bir blogger olarak görüyorsun?

      Profesyonel bir deliyim. Yılın her gününü saçma şeyler düşünerek geçiriyorum. Oldukça Polyannayım, dünya yansa "belki çok üşümüşlerdir ondan yakmışlardır' bile derim. Hayatım boyunca neyden korksam, hepsi başıma geldi. Ve oldukça sakarım.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Senden Sonrası

Senden Sonrası


      Islak mavi kaldırımlarda, ağır aksak adımlar atarken buldum kendimi. Sevgisizliğin peydah olduğu her kente adım yazılmıştı çoktan. Defalarca yenildiğim hayata, bir yenilgi daha ekledim sonunda.

      Bir rüzgar esti aniden. Sert soğuk bir tokat misali girdi ömrüme. Kırıldım ve kırıldığım her noktadan defalarca tutundum hayata. Belki pes etseydim yoluna girecekti herşey.
Gittim: 3. Üsküdar Sahaf Festivali

Gittim: 3. Üsküdar Sahaf Festivali



      Selam mavi kelebekler. Üsküdar Belediyesi çok güzel bir etkinliğe 3. Kez ev sahipliği yapıyor. 3. Üsküdar Sahaf Festivali başlayalı aslında birkaç gün olmuştu. Fakat dün gitmek nasip oldu. Ve oldukça güzeldi.



      İstanbul'un her köşesinden onlarca Sahaf gelmiş ve kitaplarını bizler için satışa sunmuş. Hem eğlenceli, hem de buram buram kitap kokulu bir etkinlik. Güzel ve serin bir vapur yolculuğu sonrasında ve yağan yağmuru da unutmayalım, ilk adımımı atmam ile tüm yorgunluğum geçiverdi.

9 Ekim 2016 Pazar

MİM GELDİ TAZECİK

MİM GELDİ TAZECİK


Eveeeeeet. Güzel mi güzel bir Mim yazısı daha. Sevgili Okyanus Arsel beni mimlemiş. E bana da karşılık vermek düşer. O da çok tatlı yazmış. BURADAN yazısını okuyabiliriz. Bende sorulara geçeyim bakalım.


      1. BU YAZ OKUDUĞUN EN GÜZEL KİTAP?
      Bu yaz kendimi geliştirmek amacıyla bir sürü kitap okudum. Aralarından seçmek bana hep zor geliyor. Ama yine bir tane seçmem gerekirse bu kez oyumu Kelebeğin Son Günü- Cengizhan Göçer'den yana kullanacağım.