Previous
Next

17 Mayıs 2019 Cuma

 Cehennem Hanginiz?

Cehennem Hanginiz?



     Kayboldum,
     Cennet hanginizin ayakları altında meze?
     Yürüyorum,
     Yollar neden böylesi bir karanlığa mahkum?
     Herkes kendi cehenneminde günahkarmış,
     Ben neden hepinizin günah keçisiyim?
     Ölmek bu kadar cazip olmamalıydı,
     Yaşamak da bu denli zor...

     Ben teslimim karanlığa,
     Hep birlikte şarkılar söyleyelim,
     Tanrı bizi duyuyor,
     Tüm o gereksiz egoistlerin kulakları çınlasın,
     Biz cenneti bulduk diyelim,
     Müzik cennetimiz bizim...
     Bizim en büyük şansımız özgürlük,
     Biz bedenlerimizi özgür ruhlarına teslim ettik,
     Şimdi aradan çekilme zamanı.

     Başını eğme,
     Suçluluk duyma yalnızlığından,
     Seni asla anlamayacaklar,
     Bizim anlaşılma derdimiz yok mesela,
     Bu dünyayı onlar gibi yaşamıyoruz.
     Biz farklı değiliz, deliyiz...
     Kelimelerini harcama anlayış cahillerine,
     Onlara ihtiyacın olacak yürüdüğün bu yolda.
     Az kaldı, hepimiz bir sonun yolcusuyuz,
     Her şeyin burjuvası, hayallerin borçlusuyuz.
     Sizler de bana dilek hakkımı iade edin,
     Yanlış bir dileğin idam tahtasında asıldım...

     Bana zamanından verme, artık zor.
     Ellerini istemem, artık çok soğuklar,
     Deniz fenerim melodiler benim,
     Duymuyor musun dalgalar şarkılar söylüyorlar,
     Düşünceleri kısınca sesleri çoğalıyor mükemmel senfoninin.
     Kimin günahı ki bu?
     Dünya bile kendi kendini yok ediyor...
     Yüksek sesle söyleyin şarkılarınızı,
     Tanrı sesimizi duymamakta ısrarcı,
     Sus diyorum kafamın içindekine,
     Kelimeleri toparlayamıyorum.
     Artık kendi sesimi bile duymazdan geliyorum.
     Sizler kanlı parkalar ile gezip durun.
     Kibriniz dünyayı kirletiyor,
   
     Derin nefesler alıp durdum,
     Benim tutsaklığımı hoş görün artık,
     Sıralı perdeler iniyor ölümlerin ardından,
     Görmüyor musun göğü bir ateş çalmış,
     Dünya cehennem gibi,
     Tanrı bizi neyle cezalandırıyor?
     Daha yüksek sesle duyurun melodileri,
     Korkmuyoruz yazılmayan sonlardan,
     Tek korkumuz çaldığınız umudumuz...

12 Mayıs 2019 Pazar

Veda

Veda



Ve gidiyorum...
İnan bana bu sana yazdığım onlarca satırdan biri yalnızca.
Umutsuzluk pencereden damlarken içeri,
En sert rüzgarlarını omzuma alıp gidiyorum.
Biliyorum sen de geleceksin...
Biliyorum bu yolu sen de ezberledin.
Ama büyük bir yıkım orada seni beklerken,
Cesaret eder misin yalnızlığı bölüşmeye?

Umutsuzum sevgilim,
Niyetsizim de biraz,
Pencereler açıyor, kuş sesleri alıyorum evimize,
Gökkuşağı doluveriyor içeri,
Fakat sen renklere küsmüşsün,
Maviye kırgınsın biraz,
Elimi tutmuyorsun,
Gözlerimin içine bakmıyorsun,
Oysa bak onlara,
Kirpiklerim yüzüne dokunmak istercesine titrek,
Dudaklarım bir bitimi fısıldamak için çatlak,
Ve sen sevilmek için oradasın...

Duruyorsun...
Sadece bir haber bekliyorsun varlığını unuttuğun noktalardan,
Bir haber bekliyorum yüzünün yorgun çizgilerinden,
Bir haber gelse hüzünden, kuş konacak alacakaranlığımıza,
Bir yemin edecek, ayırmayacağım yüzümü omuz çukurundan.
Sonra öyle bir yanacak ki Balat'ın kanlı kiliseleri,
Gökyüzüne yetecek o kızıllık,
Bizi bir edeceğim,
İmkamsızı sereceğim gözlerimizin önüne,
Güleceğim eskisi gibi...
Çocuklar misali gülecek...

Yoluma dönüşlerine ihtiyacım var,
Bana tekrar umutla baktığın o yollara muhtacım,
Acımı ellerinle yok edişini görmeliyim yeniden,
Yeniden banklarda düşünmeliyim seni,
Kızmalıyım kendime engel olamayışlarıma.
Kitaplar arasına koymuşum parçalarını,
Kaldığım her noktada sensin hatırlatanım,
Sensin düştüğüm her anda tutanım,
Seni sevmek bir kanser gibi yayılıyor her hücremle,
Bir daha aynı hissedemez ellerim.
Bunu unutma sevgilim,
Beni unutacaksın bir zaman sonra,
Bunu hatırla,
Beni unut, bizi unutma...

Ömrümün hülasa edilmiş haliydi gözlerin...
Niyetimde esarete düşmek yoktu,
Teslimim tüm yargılarına...
Teslimim gereği düşünülmeden yazdığımız tüm sonlara...

10 Mayıs 2019 Cuma

Nikolay'ın Yolculukları 2

Nikolay'ın Yolculukları 2



       Nikolay uyandı sonsuzluk uykusundan. Bir defa daha umutla uyandı. Bir yumak mutluluk içine hapsolmuş sessizliğin acı sesini yalnızca o duyuyordu. Zaten ya sağır olmak gerekiyordu ya da kırgın. Fakat Nikolay hangisi olmak istediğine bir türlü karar veremiyordu. Titrek sesi "sağır ol" dese de, o bir çıkış noktası arayıp duruyordu. Bu kez de diğerlerinden farksız olmayacak bir yolun başında olduğundan emindi yalnızca. Yürüdü...

        Bir umudu kovalayış oyunları başlayalı seneler olmuştu. Vera artık eskisi kadar küçük de değildi, eskisi kadar ikna edilir de. Sadece hevesi boyunu aşan Nikolay'ı kırmak istemediğinden onunla bu yolculuklara çıkıyor, bir işe yaramadığını bildiği halde sessizliğini hiç bozmuyordu. Kafayı kaldırıp gökyüzüne bir baksa umut dolacaktı belki de fakat o bu durumdan memnunmuşçasına yüzünü yerden kaldırmıyordu.

       Nikolay bu sırada balığını tutuyor. Vera'yı alacağı vakte kadar zaman öldürüyordu. "Yorulduk vesselam" haykırışları da bitmiyordu. Vaktin geldiğini anladığında toparlanmaya kalmadan ayrıldı deniz kenarından, yürümeye başladı aynı yolları. Bir tarafı halen neşe ve haykırış diye bağırırken, bir yanı hüzünlüydü bu kez. Vera'nın evine ulaştı, derin bir nefes çekti ve kapıyı çaldı. Kapıyı kırmızı, boyu dizlerine ulaşmayan, siyah dantelli, uzun kollu bir elbise giymiş bir kadın açtı. Vera olduğuna bir türlü aklı müsaade etmedi Nikolay'ın.

       Fakat şehrin uzak semtleri gibi hüzünlü bu gözleri nerede görse tanırdı. Sonunda Vera olduğuna inandı ve yürümeye bıkmadıları uzun yolları tekrar ve tekrar yürüdüler. Çaresizce gözlerine baktı Vera'nın. Ayaklanmaya hazır fakat korku ile kaplanmış gözlerde bir nebze neşe arıyordu, belliydi, çaresizdi, üzgündü. Toparlandı ve bir tepenin başında yapayalnız duran bir banka vardılar. Oturup kuşları mı sayacaklardı, kaç bahar geçtiğini mi?

        Rüzgarın ne kadar sert olacağını Nikolay biliyordu belki ama Vera bundan habersizdi. Vera'nın saçlarından çiçekler ile kaplı siyah bandanasını çıkardı ve Vera'nın gözlerini bağladı Nikolay. " Duyuyor musun?" diye sordu. Kafasını hayırı haykırcasına hızlıca iki yana salladı genç kız. "O halde içindeki o sesleri de sustur" diye bağırdı Nikolay. Vera biraz korkmuş ve biraz meraklı bir tavırla daha fazla duymak için düşüncelerinin seslerini kıstı. Nikolay bir kez daha sordu "duyuyor musun?" diye. Bu kez duyduğunu belli etti dudaklarında kız. İki yana hafife kıvrıldılar, bir tebessümü oluşturmaya az bir vakit kalmıştı.

        Peki neyin sesiydi bu, anlamaya çalışıyordu. Daha önce hissetmemişti. Daha önce nefes almamıştı sanki. Şimdi daha derin nefesler alıyordu ve nihayet o tebessüm artık oluşmuştu. Nikolay bu durumdan çok memnundu. Belki de yıllar sonra İlkkez Vera'nın yüzünde bunu görmüştü, mutluydu ve bu açık seçik yazılmış şiirler kadar kolay anlaşılıyordu. O günün büyüsünü bozmasına izin vermeden saatlerce dinlediler o sesi. Ve nihayet hava kararmıştı ki Vera'yı eve bıraktı Nikolay.

       Geri dönerken düşünüyordu. Ağaçların ve rüzgarın oluşturduğu bu senfoni orkestrası Vera'yı iyileştirebilmek için mükemmel bir adımdı. Ve bunu tekrarlayacaktı. Hatta biraz daha abartacak ve onu yağmurlu bir günde de getirecekti. Fakat Vera eve döndüğünde yine battaniyesine sığınmış hatta kendini yine umutsuz pencereler ardında Dont Cry dinlerken bulmuştu...

       Hayat böyledir belki de. Kısa süren bir mutluluk sizi kuyunun dibinden alacak sanırken, fıtratında hüzün olan bizler kuyunun dibini yine güvenli bulacak ve ıslak duvarları aşmak istemeyeceğiz. Adına yalnızlık denilen bu mavi kutuyu hep sevimli bulacağız. Bir gün birileri bizlere güven ipini salana kadar...